“SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI!”

“SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI!”

ABONE OL
7 Nisan 2021 18:51
“SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI!”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hemşehrimiz Prof.Dr. Necmettin Ünal: Salgının başladığı andan itibaren geldiğimiz en kötü noktadayız!

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı son verilere göre;  Türkiye’de vaka sayısı 50 bin sınırına dayanmışken, yoğun bakımlar da alarm vermeye başladı. Salgında gelinen son nokta hakkında gazetemize özel değerlendirmelerde bulunan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yoğun Bakım Bilim Dalı öğretim üyesi hemşehrimiz Prof. Dr. Necmettin Ünal, “Kötü bir noktadayız” diyerek, salgın, kontrolden çıkmış vaziyette olduğunu ve vaka artış nedeninin ise kontrollü normalleşme tedbirlerinin çok hızlı uygulamaya geçirilmesi olarak gördüğünü kaydetti. Prof.Dr. Ünal, “Gidişat parlak değil. Önlem alınmadığı takdirde yoğun bakımların tıkanma olasılığı her zaman için olabilir. Ya kapanmaya gitmek zorundayız, şayet devletimiz, kapanmayı yapacak şartlara sahip değilse; mevcut önlemlerin çok çok çok sıkılaştırılması lazım…” dedi. Salgınla mücadele hangi aşamada? Kontrollü mü ilerliyoruz? Aşılama oranlarımız yeterli mi? Yerli aşı ne zaman kullanıma hazır hale gelecek? Pandemi ile savaşı kazanmanın yolu tam kapanmadan mı geçiyor?  Pandemi süreci şeffaf yönetiliyor mu? Prof.Dr. Necmettin Ünal tüm sorularımızı samimiyetle yanıtladı. İşte o röportaj…

 

 

Röportaj: Songül DURSUN

Mart başından beri pandemide süren olgu, hastaneye yatışlar ve ölümlerdeki artışlar salgının kontrolünün kaybedildiğinin göstergesi olarak görülüyor. Salgın yeni rekorlar kırıyor, salgının önüne nasıl geçilecek? Bu gidişe dur demenin çaresi yok mu? Yoğun bakımlardaki artışın iyiye işaret olmadığını anlatan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Anesteziyoloji ve Yoğun Bakım Uzmanı hemşehrimiz Prof. Dr. Necmettin Ünal, birçok kentte yoğun bakım ünitelerinin dolma noktasına geldiğine dikkat çekti ve pandemi ile savaşı kazanmanın yolunun birinci olarak, kapanmadan ya da çok sıkı tedbirler almaktan;  ikinci olarak da çok yaygın ve hızlı aşılamadan geçtiğini söyledi. Prof.Dr. Ünal ile yaptığımız röportajın detayları ise şu şekilde:

Koronavirüsü salgınında mart ayında başlayan ‘kontrollü normalleşmenin’ ardından vaka sayılarında yaşanan tırmanış, endişeleri de beraberinde getirdi. Öncelikle salgında gelinen son durum hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz?

“SALGININ BAŞLADIĞI ANDAN İTİBAREN GELDİĞİMİZ EN KÖTÜ NOKTADAYIZ”

Kötü bir noktadayız. Bugüne kadar salgının başladığı andan itibaren geldiğimiz en kötü noktadayız. Günlük vaka sayıları mart ayından bu yana en yüksek sayılar. Bu 50 binlere kadar çıktı. Aktif vaka sayıları, inanılmaz artmış vaziyette; 330 binleri geçti. Bunu en az 5 ile çarpmamız lazım. Çünkü  belirti vermeden sokakta dolaşan, basit belirtisi olduğu halde sağlık kuruluna başvurmayan ya da filyasyon ekibine başvurmayan, ya da filyasyon ekibine başvurduğu halde, PCR testi yapılmayan ya da PCR testi yapıldığı halde negatif çıkan kişiler var. Bunları göz önüne aldığımız zaman ve Sağlık Bakanlığının bu salgın ilk çıktığı zaman yaptığı bir araştırma var. Sayın Sağlık Bakanı o zaman açıklamıştı. Tespit edilenin yaklaşık 9 katı kadar hasta olduğunu belirtmişti. Biz biraz daha insaflı davranalım. Aktif vaka sayısının veya hasta sayısının bunun 5 katı olduğunu düşünelim. O zaman Türkiye’de şu an 1.5-2 milyon kişi hastalığı bulaştırarak dolaşıyor. Vaka sayısı olarak baktığımızda 200-250 bin tane günlük hasta olan kişi sayısı var.

“GELDİĞİMİZ NOKTA, ‘KONTROLLÜ NORMALLEŞME’POLİTİKASININ YANLIŞ OLDUĞUNU NET OLARAK ORTAYA KOYUYOR”

“TÜRKİYE’DE TEST SAYISI HİÇBİR ZAMAN İSTEDİĞİMİZ SEVİYEYE GELMEDİ”

“HASTALIK ALDI BAŞINI GİTTİ”

Başka bir konu daha var ki o da; ölümler de hızla artıyor. 185’lere çıkmış durumda ve bu sırada artan başka bir şey daha var. Test pozitiflik oranlarımız da artıyor. Türkiye’de test sayısı hiçbir zaman istediğimiz seviyeye gelmedi ama yine de günde 250 bin civarı test yapılıyor. Test sayısı arttıkça pozitiflik sayısı da artıyor. Yani teorik olarak azalmasını beklersiniz ama tam tersine artıyor. Bu salgının toplumu nasıl etkilediğinin en önemli göstergesi. En son hesapladığımda test yapılan her 100 kişiden 17’sinde virüs tespit ediliyor. Yaptığınız testin de (bütün testler için geçerlidir) yalancı negatiflik oranları vardır. Türkiye’de uygulanan testin yalancı negatiflik oranının ne olduğunu bilmiyoruz ama yüzde 30 -35 civarında olduğunu düşünüyoruz. Böyle bir yalancı negatiflik oranı da göz önüne aldığınız zaman, test pozitifliğinin ya da vaka sayısının ya da hasta sayısının yüzde 17’lerden daha yükseğe çıkmasını bekliyorsunuz. Şayet elimizde yüzde yüz hassasiyete sahip bir test olsaydı. Yani her 5 kişiden birinde virüs çıkıyor. Neye rağmen, test sayısını artırmamıza rağmen… O zaman bu hastalık aldı başını gitti. Neden aldı başını gitti. Kontrolden çıkmış vaziyette. Kontrollü normalleşme tedbirlerini çok hızlı uygulamaya geçirdiler. Hâlbuki basamak basamak ve daha uzun sürelerde gevşetmeleri,  tek tek ilave etmeleri gerekiyordu. Ama bir anda hepsini ilave ettiler ve hasta sayısı arttı ama burada bir faktör daha var. Bir varyant realitesi var. Varyant virüsün daha bulaşıcı ve daha ölümcül olduğuna dair çok net bilgiler var. Siz daha bulaşıcı bir virüsle karşı karşıyasınız, ama ulaşımda sıkışıklığı gidermiyorsunuz, sosyal aktivitelerde bir şey gidermiyorsunuz ve geldiğimiz nokta bu politikanın yanlış olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

Ocak ayı itibarı ile Türkiye’de koronavirüse karşı aşılamalar başlatıldı. Ancak salgının kontrolden çıktığını da belirtiyorsunuz. Uzmanlar ise bugüne kadar yapılan aşılamanın Türkiye’de toplum bağışıklığı için çok çok yetersiz olduğunu ve aşılamanın hızının düşük olduğunu ve hızlandırılması gerektiğini savunuyorlar. Peki, bu durumda bu aşılama hızı ile pandeminin bitmesi mümkün mü?

“AŞILAMA ORANLARININ, PANDEMİYİ BİTİRME OLASILIĞI YOK”

Aşılama oranı şu anda bizde Sinovac aşısının özellikle ilk dozunun etkinliği, koruyucu etkinliği çok zayıf. Yani hiç kimse  ‘birinci  doz Sinovac aşısını oldum ben korunuyorum’ demesin. İlk dozunda, koruma etkinliği yüzde 25 -30 arasında değişiyor. İkinci dozu oldunuz diyelim, ‘bu beni koruyor artık’ diye düşünülmesin yok öyle bir şey. Aşıyı ikinci doz olduktan sonra yine 28 gün bekledikten sonra aşının etkinliği maksimum seviyeye çıkıyor. Dolaysıyla iki aşı arasında da 28 gün olduğunu düşünürsek, ilk aşıyı yapmanın üzerinden iki ay geçmeden, ‘bu aşı beni koruyor’ demenin manası yok. Tüm bunları göz önüne aldığınız zaman, Türkiye’de iki doz aşısını olan kişi oranına bakalım; 84 milyon nüfus üzerinden hareket ettiğimiz takdirde iki doz aşısını olan nüfusun, toplam nüfusa oranı yüzde 8.6 ve bunların ikinci dozdan sonra kaç gün geçirdiklerini de bilmiyoruz. Yani 28 günü geçirmişler mi bilmiyoruz. Şu andaki verilerle bizim toplumumuzdaki salgını durdurabilmemiz için toplumun yüzde 75’ini aşılamamız gerekiyor.  Yani 60 milyon kişiyi aşılamamız gerekiyor. Biz daha 7 milyon kişiye çift doz aşıyı yapmışız. Dolayısıyla aşının şu anda yapıldığı kadarıyla oranlarla salgını bitirici bir etkisi yok. Sadece aşı olan vatandaşları koruyucu yönde bir etkisi var. Onun süresinin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. 6 aydan daha uzun olduğunu biliyoruz. Ama 8 ay mıdır, 12 ay mıdır 14 ay mıdır bununla ilgili bir kanıt elimizde mevcut değil. Dolayısıyla bu aşılama oranlarının pandemiyi bitirme olasılığı yok. Tam tersi; vakalar bu kadar fazla olduğu için, bulaş bu kadar fazla olduğu için, virüs bu kadar çok çoğalma şansı bulduğu için yeni mutasyonların ortaya çıkması kaçınılmaz, yeni varyantların ortaya çıkması kaçınılmaz. Bu varyantların da bu aşılara duyarlı olmayan varyantlar olma olasılığı da her zaman için mevcut.

Aşıların koruyuculuğunun ne kadar olduğunu bilemiyoruz.  Peki, ek dozlara ihtiyaç olacak mı?

“AŞILARIN TEKRARLANMA, DEĞİŞTİRİLME VE YENİ DOZLARININ YAPILMA İHTİYACININ HER ZAMAN OLMA OLASILIĞI VAR”

Bir olasılık olarak var ama zaten şu anda aşılama oranımız 8.6, 24 milyon doz Sinovac aşısı geldi, yanılmıyorsam 2 ya da 3 milyon doz BionTech aşısı geldi. Yani Türkiye’ye giren aşı 27 milyon doz. 30 milyon olarak varsayarsak 15 milyon kişi oluyor. Ama hedefimiz 60 milyon kişiyi aşılamak. Dolayısıyla hastalığı bu aşılama oranlarıyla kısa sürede kontrol altına alma şansı olmadığı için hastalık devam edeceği için bu aşının etki süresi bitince, ne zaman biteceğini de bilmiyoruz. Veya bu hastalığın böyle devam etmesi nedeniyle bu aşılara karşı aşıların koruyucu etkisinden yararlanmayan bir mutant ya da varyant çıkacağı olasılığı da göz önüne alındığı zaman aşıların tekrarlanma, değiştirilme ve yeni dozlarının yapılma ihtiyacının her zaman olma olasılığı var diye düşünüyorum.

“DÜNYADA, ÇOK CİDDİ BİR AŞI TEMİN SIKINTISI VAR”

“TÜRKİYE, DÜNYADA VATANDAŞLARINI EN ÇOK AŞILAYAN 10 ÜLKEDEN BİRİSİ”

Bu arada aşılarla ilgili şunu da belirtmek isterim, ‘yiğidi öldür ama hakkını da yeme’ derler. Bir konunun da altını çizmeden geçemeyeceğim. Aşı temin etme ile ilgili tek problem Türkiye’de yok. Dünyanın her ülkesinde var. Mesela Türkiye’nin çift doz aşı yapılan kişi oranları şu anda Avrupa Birliği’nin bütün ülkelerinden hemen hemen daha iyi.. Çünkü tüm dünyada çok ciddi bir aşı temin sıkıntısı var. Türkiye’deki çift vurulan aşı oranlarına baktığınız zaman yine de dünyada vatandaşlarını en çok aşılayan 10 ülkeden birisi. Dolayısıyla aşı temin zorluğunun da bir sebep olduğunu burada söylemeliyiz. Ama burada da şöyle bir faktör devreye giriyor. Mesela Kanada ,nüfusu başına en fazla aşı ısmarlayan ülke . Aşılama oranı Türkiye’nin altında biliyor musunuz?  Nedenine gelince çünkü aşı ısmarlamakta geç kaldılar. Aşı üreten firmalar, ısmarlama zamanına göre teslimat yapıyorlar. Türkiye de geç kalan ülkelerden biri. Neye göre geç kaldı, İsrail’e göre, Amerika’ya göre geç kaldı. İngiltere’ye göre geç kaldı.  En geç kalan ülke Türkiye mi? Tabi ki değil. Daha dünyanın 50 ülkesinde tek doz dahi aşı yapılmadı. Yüzde bir oranında aşı yapılan ülke sayısı çok fazla. Ama biz hep daha iyilere bakarak yorum yapıyoruz. Biraz daha erken karar verip ısmarlama şansları olsaydı hele hele BionTech’ in bizde ayrıcalıklı bir şans yarattığını düşünüyorum ama tabi olayın detayları hakkında bilgim yok. Anlaşmanın neden geciktiği neden yapılmadığı ile ilgili bilgim yok. Biontech’ten daha fazla aşı temin etme daha erken dönemde şansımızın olabildiğini düşünüyorum. Şu anda da şunu temenni ediyorum; Biontech’ten de, Sinovac’tan da, AstraZeneca’dan da Rus aşısından da mümkün olan anlaşmaların yapılıp, mümkün olan en kısa zamanda Türkiye’ye mümkün olan en fazla aşının getirilip uygulanmasını temenni ediyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, aralık ayında yaptığı bir açıklamada, yerli aşının nisan ayında hazır olacağını ümit ettiklerini söylemişti. Ancak hala yerli aşının ne zaman çıkacağını bilemiyoruz. Yerli aşı konusunda hangi noktadayız, ne zaman kullanıma sunulacağı hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?

“YERLİ AŞININ, NİSAN AYINA YETİŞMEYECEĞİ BİLİNE BİLİNE NİSAN AYI TARİHİ VERİLDİ”

“YERLİ AŞININ, NİSAN AYINA YETİŞMEYECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİK”

Onun o zaman olamayacağını söylemiştik. Bakın Bionech aşısı çıktı. Her fazından sonra süreç nasıl işliyor? Her fazı ne kadar sürüyor?  Aşı yapıyor 15 gün bekliyor. Sonra öteki aşıyı yapıyor, sonra iki ay hastaları takip ediyor. Yani bu iki buçuk aylık bir süreç… İki ay içerisinde bağışıklık gelişti mi ya da bir komplikasyon oldu mu diye takip ediyor.  İki ay yeterli bir süre mi? Kesinlikle değil ama çok zor bir durumdayız. Onun için iki aya razı olmamız gerekiyor. Şimdi siz, bir fazda en iyi şartlardaki aynı gün herkese aşı yaptığınızı düşünürseniz iki buçuk ay… İkinci faza geçtiniz diyelim bir iki buçuk ay daha… Üçüncü faza geçtiniz diyelim, on binlerce kişiyi aşı yaptınız tabi aynı gün yapma şansınız yok, gönüllü bulma şansınız yok, diyelim ki o da 4 ay bir süre… 2,5 ay ve bir 2,5 ay daha oldu mu size 5 ay… 4 Ay artı 5 ay; oldu 9 ay. Bunun raporunu da hazırlama süresini kattığınızda İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğüne sundunuz, incelendi;  oldu 10 ay diyelim ve aşının üretimine başladınız diyelim ama Türkiye’nin aşı üretim kapasitesi çok düşük çünkü öyle bir tesis yok. Yeniden kurulan tesisler var ve burada kapasitenin ne kadar olduğunu da bilmiyoruz. Yani milyonlarca aşı üretecek şekilde bir tesisi kurabilme şansına sahip değiliz. Sebebi de şu; Türkiye, bütün parasını da yatırsa bile bütün dünyalar bu tesislerin peşinde. O tesiste kullanılacak cihazları üreten firmaların da mutlaka bir kapasiteleri var. Bir anda on binlerce aşı üretemezler. Bunu da göz önüne aldığınız zaman klinik çalışmaya geçen bir aşının ortalama kullanıma geçmesi 9 -10-12 aydan önce değil. Bu işe ne zaman başladık ocak ayında başladık. Önümüzdeki ocak ayında görüşürüz Songül Hanım! Şöyle bir şey yapabilirsiniz. Aşıyı yaptıktan sonra takip sürenizi iki aya değil bir aya düşürebilirsiniz. 15 güne düşürürsünüz. O zaman 15 gündeki etkileri yan etkileri değerlendirmeniz lazım. Yani bu bir kar zarar hesabıdır. Ama 15 güne düşürürseniz süreci, yine de 4-5 aydan önce bu işi tamamlama şansınız yok. Ocak ayında yaptınız, haziran-temmuzdan önce bu işin bitme şansı yok. Bu biline biline nisan ayı denildi..

Geçtiğimiz günlerde, Bilim Kurulu Üyesi Prof. Serap Şimşek Yavuz; “Salgın yönetimi Bilim Kurulu’nda olsaydı bunları yaşamazdık” dedi. Salgın yönetimi eleştirilerek, sürecin şeffaf yönetilmediğine dair iddialar da söz konusu. tr.euronews.com sitesindeki 5 Ocak 2021 tarihli bir habere göre de, Türkiye ‘Covid-19 verilerinin şeffaflığı listesinde’ 99 ülkenin yer aldığı sıralamada sondan 4’üncü sırada ve ‘şeffaflık’ konusunda ‘en kötü 5 ülke’ arasında yer aldı. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

“BİZİM HEDEFİMİZDE BİR TEK SALGINI DURDURMAK VAR”

“ VERİLERDE ŞEFFAFLIK YOK!”

Bilim Kurulu Üyesi böylesi bir konuşma yaptıktan sonra dışarıdan yorum yapma gereksinimi yok. Bilim Kurulu Üyesi diyor ki, ‘biz bilim kurulu üyesiyiz. Bu konuda oturuyoruz, düşünüyoruz, taşınıyoruz; bazı önlemleri öneriyoruz, bunlar yapılmıyor’ demek istiyor. Net olarak bunları söylüyor. Geldiğimiz sonuç da ortada. Bir hekim gözüyle, bir tıp öğretim üyesi gözüyle, bir bilim adamı gözüyle olayı değerlendiriyorum. Bu gözlükle baktığımız zaman bizim hedefimizde bir tek salgını durdurmak var. Ama bir ülkenin yönetiminde hastalık dışında önemli olan başka faktörler de vardır. Bunların başında ekonomi gelir, asayiş gelir vs gelir. Bunları da dahil ettiğiniz zaman Bilim Kurulunun veya bizim önerdiğimiz her şeyin yüzde yüz yapılmama olasılığının olduğunu ben kabul ediyorum. Ancak bizim bilmediğimiz başka bir şey var. O zaman da konu şeffaflık konusuna geliyor. Bugüne kadar bilim kurulu devlete ne önermiş, bunun dokümanları hiç ortaya konulmadı. Bilim Kurulu Üyesi söylüyor ama yani bir senedir bilim kurulu toplanıyor, toplantılarda ne karar alıp hükumete önermiş bu kararlardan yüzde kaçı uygulanmış, yüzde kaçı uygulanmamış, bu konuda hiçbir bilgimiz yok. Az önce söylediğiniz şeffaflık yok. Peki, şeffaflığı olmayan tek konu bu mu? Hayır, bu değil! Her gün Sağlık Bakanlığının çıkıp açıkladığı rakamlar var. Ama ben şu rakama ulaşamıyorum mesela, dün ortaya çıkan 42 bin vakanın yaş dağılımı nedir, cinsiyet dağılımı nedir, şehirlere göre dağılımı nedir, bu kişilerin ek hastalığı var mıdır, ek hastalık bunu arttırıyor mudur, bunlardan aşı olan var mıdır, varsa aşının kaçıncı dozunu olmuştur. Bu dozun üzerinden kaç gün geçmiştir. Ben bilim adamı olarak bunları alıp, burada yorum yapıp bu yorumlarla yeni veri oluşturmam gerekir. Ama böyle bir veri yok. Bunun dışında ölümlerle ilgili veri yok.

Bir araştırma, Türkiye’de Covid-19 kaynaklı ölümlerin 80 binin üzerinde olduğunu belirtiyor. e-Devlet verileriyle fazladan ölümleri araştıran Sağlık Ekonomisi Uzmanı Prof. Onur Başer’e göre hayatını kaybedenlerin sayısı resmi verilerin dört katı. İki gün önce de ‘gerçek veriler açıklansa, Covid ölümlerinde dünya 4’üncüsüyüz’ açıklamasını yaptı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

“ULUSLARARASI BİR MAKALEYE GÖRE; TÜRKİYE İÇİN ÖLÜMLER ÜZERİNDEKİ DOĞRULUK ORANI, YÜZDE 30 CİVARINDA”

Birkaç gün önce bir makale yayınlandı. Dünyanın 69 ülkesine bu Covid -19 ile ilgili verilerinin ne kadar şeffaf olduğunu değerlendiren bir makale. Orada bir grafik var, hiç gözümün önünden gitmiyor. Ölümlerle ilgili grafik… Bu 69 ülke içerisinde 16 ülkeyi biraz daha şüpheli ülkeler arasına almış bu ülkelerin arasında Türkiye de var, ABD de var, başka ülkeler de var. 16 tane ülke var bunların verilerindeki şüphe oranlarını veriyor. Doğruluk oranlarını veriyor. ABD’deki doğruluk oranı yüzde 80 civarında yani yüzde 20’sini tam açıklamıyor diyor. Türkiye için ölümler üzerindeki oran olarak, doğruluk oranını yanılmıyorsam yüzde 30 civarında veriyor. Uluslararası bir makale bu…

En son sizinle yaptığımız röportajımızda yoğun bakımda hasta olmadığını söylemiştiniz. Yoğun bakım doluluk oranları hakkında son durum nedir, bir değerlendirme yapabilir misiniz?

“GİDİŞAT PARLAK DEĞİL!”

“YOĞUN BAKIMLAR, KİTLENMEK ÜZERE!”

“ÖNLEM ALINMADIĞI TAKDİRDE, YOĞUN BAKIMLAR TIKANABİLİR!”***

Yoğun bakım hasta oranları için Türkiye’nin tamamı için yorum yapma şansına sahip değilim. Ama bazı şehirlerdeki başta İstanbul geliyor. Yoğun bakımların kitlenmek üzere olduğunu biliyorum. İstanbul’da, İzmir’de . Ankara’da sayılar arttı hala yoğun bakımlarda yer var. Ama doluluk oranı çok yüksek. Elazığ’da arttığını biliyorum ama doluluk oranlarının ne olduğunu bilemiyorum. Bazı başka büyükşehirlerde de sınıra dayandığını ya da tam dolduğunu öğreniyorum. Ama benim öğrendiğim bilgiler, tüm Türkiye’yi yansıtabilecek bilgiler değil… Çünkü örneğin, Elazığ Fırat Üniversitesi hastanesinde ya da devlet hastanesindeki arkadaşımı arıyorum ‘nedir durum?’ diye soruyorum ya da arkadaşım bana bilgi veriyor. Adıyaman Devlet Hastanesi ya da Ankara şehir hastanesindeki arkadaşımı arıyorum ama benim de arayabileceğimin bir sınırı var. Türkiye’de 250-300 tane devlet hastanesi var özel hastaneleri de buna dahil ederseniz; benim bu aramalarımla aldığım bilgilerin Türkiye’yi temsil etme olasılığı yok. Ama şehirler konusunda genel bir bilgi verme şansına sahibim. Ama gidişat parlak değil. Önlem alınmadığı takdirde yoğun bakımların tıkanma olasılığı her zaman için olabilir.

Bu durumda neler önerebilirsiniz, son olarak neler söylemek istersiniz?

BU SAVAŞI KAZANMANIN YOLU; YA KAPANMA; YA DA ÇOK SIKI TEDBİRLERİN ALINMASI VE ÇOK YAYGIN VE HIZLI AŞILAMA!

İnşallah her şey yolunda gider. Önerebileceğim, söyleyebileceğim son söz şu; ya kapanmaya gitmek zorundayız, kapanmayı yapacak şartlara sahip değilse devletimiz çünkü onun detaylarını benim bilebilme şansım yok, ekonomik nedenler, asayiş nedenleri vs onları bilemiyorum. Mevcut önlemlerin çok çok çok sıkılaştırılması lazım… Çok bol miktarda aşı bulunması birden fazla, ikiden fazla, beşten fazla bulabileceğiniz her üretilen aşıyı alıp, getirip; Türkiye’deki vatandaşlara bir an önce aşı uygulanması lazım. Geldiğimiz noktada şunu da unutmayın; ilk üç ay dışında gebelere, süt veren annelere ve 12 yaşın üstündeki çocuk veya dolaşanlara da aşı yapılması gerektiği ile ilgili bilgiler de yavaş yavaş olgunlaşıyor. Bir savaş durumundayız. Savaşta her zaman her şey doğru olmaz. Savaşta komutan başa geçecek, bir an önce düşmanı yenecek.  Başka yolu yoktur bunun. Düşmanı yenmek için de tüm güçlerini bir yerde toplayacak ve düşmanın başını ezecek. Düşmanın başını ezmenin yolu birinci olarak kapanmadan ya da çok sıkı tedbirlerden;  ikinci olarak ise çok yaygın ve hızlı aşılamadan geçiyor. Sonuçta bu ülkede yaşayan nüfusun yüzde 75’ ine topluca aşılama yapılması gerekiyor. Yaşa mesleğe bakılmaksızın bir an önce kitlesel olarak aşılanması gerekiyor.

 

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.