KÜLTÜREL MİRAS NEDİR? NASIL KORUNUR?

KÜLTÜREL MİRAS NEDİR? NASIL KORUNUR?

ABONE OL
1 Mart 2021 16:23
KÜLTÜREL MİRAS NEDİR? NASIL KORUNUR?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğu Anadolu’daki en önemli dinsel mimari yapıtlarından olan Harput Ulu Cami Artukoğulları devrinden günümüze gelmiştir.  Genel görüş, camiyi 1156-1157 tarihlerinde Artuklu’nun Harput hükümdarı Fahrettin Karaaslan’ın yaptırdığıdır. Bu eşsiz yapıt Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde birkaç kez restore edilmiş olup, özgün biçimi hemen hemen korunmuştur.

Dikdörtgen planlı, duvarları moloz taştan, kubbe kemerleri ve minaresi tuğladan yapılmış Harput Ulu Cami’nin iki girişi vardır. Mihrabının istiridye kabuğu biçiminde dokuzgen bir nişi bulunur. Bu niş ilk Hristiyan tapınaklarındaki gibi, bu yapıda da başarıyla kullanılmıştır. İki yanları ve üstleri urgan biçimi su yolu şekli motiflerle süslüdür. Alınlığında kusursuz bir sarkıt dolgu bulunur. Alçı mihrabın kalıp halinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Ulu caminin özellikle asimetrik dizimdeki pencereleri çok dikkati çeker. Bunların zamanında sivri kemerli olduğunu belirten kıble tarafında izler de bulunur. Selçukluların kenti aldıkları zaman ortaya çıkan büyük yangın ve Moğol istilâlarının etkisiyle pencerelerin değişim geçirdiği düşünülür.

Kars Ebu’l Muammeran Cami, Diyarbakır Ulu Cami, Siirt Ulu Cami, Sivas Ulu Cami, Niksar Ulu Cami, Erzurum İç Kale Mescidi, Konya Alaeddin Cami, Konya İplikçi Cami, Diyarbakır Kale Cami, Mardin Ulu Cami, Erzurum Ulu Cami, Divriği Ulu Cami, Van Ulu Cami, Urfa Ulu Cami gibi camilerin yanında, Harput Ulu Cami de eskiliği kadar mimari dokusuyla sanat tarihimizin en değerli yapılarından biridir.

Harput Ulu Cami sonraki dönemlerde yapılanlara da esin kaynağı olmuş. XII. yüzyılın bu eşsiz mimari örneği çevresiyle birlikte gözümüz gibi korunması gereken bir miras iken, bugün ne yazık ki ciddi bir tehlikeyle yüz yüzedir. Caminin karşısına yapılan betonarme inşaat tam anlamıyla kültür ve tarih karşıtlığıyla açıklanabilir. Ulu caminin çevresinde en az iki yıldır dönüp duran iş makineleri, kepçeler, dozerler ve vinçlerin camiye ve eklentilerine zarar vermiş olduğu kuşkusuzdur.

Bu çalışmalar sürerken, yetkililerin (Belediye, Valilik, Mimarlar Odası, Üniversite, Kent Konseyi, vb. kurumlar) bu betonarme yapılaşmaya itiraz etmemesi, sanata, kültüre, tarihe bakış açımızdaki duyarsızlığın bir türlü değişmediğini göstermektedir.

Benzer biçimde, şu anda da Elazığ’ın merkezinde, yıkılmış SGK binasının hafriyat çalışmaları da bilimsel olmaktan uzak sürdürülmektedir. Çünkü bu yerin hemen yanı başındaki eski Vilayet binası da o derece önemli bir tarihsel mirastır. Ancak yetkililer burada da duyarsız, ilgisiz ve kayıtsız kalmıştır. İş makineleriyle yapılan yıkım çalışmalarının ve inşaat işlerinin gerekli çevre güvenliği önlemleri alınmadan özensiz bir biçimde sürdürülmesi, tıpkı Harput Ulu Cami örneğinde olduğu gibi Vilayet binasına da ciddi zararlar verebilecektir. Bu durum Elazığ’ın kültürel mirasının korunmasına duyarlı insanlarını derinden üzmektedir.

Topraklarından kazdıkça tarih fışkıran, görkemli bir kültür sentezine tanıklık etmiş Harput’un zamana direnen tarihsel/kültürel yapılarının betonarme inşaatlarla kuşatılmasının onun maddi ve manevi değerine verdiği zararı yetkililer nasıl görmezler? Sanat tarihinin temel ilkesidir: tarihsel/kültürel yapılar çevreleriyle birlikte korunurlar. Bu yapılaşma izinlerin hangi gerekçelerle nasıl alınabildiğini anlamak olası bile değil.

Sığ popülist söylemlerle, Harput’un Urartu, Arap, Artukoğulları, Selçuklu, Bizans, Akkoyunlu gibi kadim kültürlere ev sahipliği yaptığından hamasetle söz edip tarihsel dokuyu hoyratça tahrip eden zihniyetle kültürel mirasın korunması söz konusu olamaz. Benim merak ettiğim, sivil duyarlılığı temsil eden Elâzığ Kent Konseyi’nin tüm bu olup bitenler konusunda nerede durduğudur.

Biz kültürel mirasın korunmasından; turizm amaçlı girişimlerle daha çok para kazanmayı değil, geçmişin değerlerini hiçbir inanç ayrımı yapmadan işleyerek, onlardan her alanda yeni sentezler yaratarak, onları gelecek kuşaklara aktarma bilincini ve sorumluluğunu anlıyoruz.

Kültürel miras bilinci; bu kültür coğrafyasında bir arada var olmuş değişik etnisite, dil, inanç farklılıklarını bir zenginlik olarak görmekten geçer; bizden önceki tüm uygarlıkların bıraktığı ibadet yerleri, evler, kaleler, heykeller, ören yerleri, tüm kalıntılar; bugüne ulaşabilmiş gelenekler, mitoloji, söylenceler, şarkılar, türküler, sözler, halk oyunları, kitaplar, aletler, her şey bizim ortak kültür mirasımızdır.

Üzerinde yaşadığımız bu toprakların kültürel miras bakımından zenginliğinden övünebilmemiz için o mirasa bütüncül olarak sahip çıkmak, onu titizlikle korumak ve ileriye, geleceğe taşıyacak biçimde işleyip değerlendirmemiz gerekir. Biz Harput’taki tüm kültürlerin, üretilen tüm birikimlerin mirasçılarıyız. Bu sahiplenme bölgesel bir aidiyetin ötesinde insanlığın da bir gereğidir

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.