KARL RAIMOND POPPER (3)

KARL RAIMOND POPPER (3)

ABONE OL
12 Eylül 2021 13:24
KARL RAIMOND POPPER (3)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Fikir Günlüğü

Eleştirel akılcılığın ve yanlışlamacı felsefenin çözümlemecisi olan Karl Raimund Popper’in 21.yüzyıl felsefecisi olduğundan ve “kapalı toplum”a karşı “açık toplum”u, totaliter-demokratik olmaktan uzak baskıcı topluma karşı, liberal demokratik düzenin en kararlı savunucuları arasında yer aldığını daha önceki iki yazımızda belirtmiştik. Bu tercihinin siyasi bir görüş veya güncel politikayla ilgili olmadığını, eleştirel akılcılık ve geçerli olan doğrunun araştırılmasında yanlışlamacı epistomolojiye dayandığını da burada belirtelim. İkinci Dünya Savaşı yıllarında hem faşizmin hem de komünizmin at oynattığı-kitleleri peşinden sürüklediği zor bir dönemde, ikisini de adeta bitiren ve akla dayalı demokratik düzeni felsefe temelinde oluşturan bu büyük düşünürün felsefe dünyasını özetlerken “hayatta en hakiki mürşit ilimdir-fendir” düsturunu açıkça görürüz.

Yani milletimizin gururu “filenin sultanları” nasıl sporda “yobaz bükücü” olarak adlandırılıyorsa, Karl Raimond Popper’in de tüm çağlar ve ülkeler için bilim-felsefe ve siyasette yobaz bükücü olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği üzere yobaz’ın en büyük silahı cehalettir. Tahsil ve akıldan hiç hoşlanmaz. Popper ise aklı kullanmayı öyle ötelere taşır ki, aklın sınırlarını adeta zorlar; okumamakla-tahsil görmemekle övünen şovmen yobazların elinden bütün silahları alır. Bilimsel gerçek ve teorilerin doğrulanmasında “yanlışlamacılığı” bulmuştur. Üniversitelerde artık rahatça örgütlenebilen cehalet propagandacısı yobazlar, kendilerine “üniversiteli mürit” bulmak için üniversitelerde çalışma yaparken, aklı-eleştiriyi ve tahsili önceleyen herkesi dışlayıp karaladıkları, hakkında gayri ahlaki yalanlar uydurdukları gibi Karl Raimond Popper felsefesini duyunca da besmele görmüş şeytan gibi kafalarını halının altına sokarlar.

Yaşadığımız sel ve yangın felaketlerinin ardından, kuraklık, buzulların eriyerek global etkilerinin ortaya çıkması gibi bir çok müsibetin ve gelecektekilerin de ardında iklim değişikliği yatıyor. Popper kimi problemlerin bu tür global sorunlara karşı perakendeci yaklaşımın çözümde etkisiz olduğunu felsefi yönden kanıtlamıştır. Perakendeci mühendislik ancak belli koşullarda işe yarayan bir sosyal politika yaklaşımı olmalıdır (Gürol İrzik-Yakın Doğu Üniversitesi).

Yobaz ve diğer açık toplum düşmanları Popper’in hala geçerliliğini koruyan kitaplarından Açık toplum ve Düşmanları ile Tarihselciliğin Sefaleti adlı kitabına yoğun ilgi göstermektedirler. Bunun nedeni açık toplumu ifade etmesinden çok totalitarizmi-yobazlığı-mahalle baskısını temelsiz-dayanaksız bırakmasıdır. Zira totalitarizmin altında sürü psikolojisi yatar. Sürü psikolojisinin yol açtığı en büyük yıkım Hitler önderliğindeki Nazi Almanyası’nın dünyayı yıkıma sürüklediği, 70 milyon insanın ölümüne bir o kadar da sakatlığa sürüklediği felakettir. Bu büyük felaketin yanı sıra kendince doktrinler-sistemler-ideolojiler-kutsallar yaratarak, akla ve eleştiriye kapıları kapatanlar birçok taraftar, mürit, militan yetiştirerek dünyayı kendilerine uydurma zorlaması içinde benzer ölüm, sakatlık ve yıkımlara neden olmuş ve olmaya devam etmektedir. İşte bu felaketlerin panzehiri fikir ve düşünce özgürlüğü içinde aklı önceleyerek çare aramaktır.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde belirtildiği gibi insanın en önemli ihtiyacı-güdüsü hayatta kalmak ve güvenliktir. Piramidin bir basamağındaki ihtiyaç giderilince bir üst basamağa geçilir, örneğin iş sahibi olma, sosyal güvence, sağlıklı bir çevrede yaşama gibi. Piramidin tavanında ise kendisini gerçekleştirme, yaratıcı düşünce ve eserleriyle kendisini ifade edebilme var. Bir anlamda Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi açık ve demokratik toplumu anlatıyor. Çünkü kapalı ve aklı baskılayan muhafazakar-toplamcı toplumlarda ihtiyaçların birer birer karşılanarak kendisini eserleriyle gerçekleştirme aşamasına giden yol, tamamen liderden-tirandan-şeyhten-diktatörden-başkandan ayrılma yoludur. Totaliter toplumlar mücadeleye, ötekiyi etkisizleştirmeye ve kendisini değil de kendi grubunu üstün görmeye dayanır. Çoğulcu değil çoğunlukçudur.

Yüzyıllardır kapalı toplumlarda devlet-mezhep-mahalle vb baskısı altında yaşamaya alışmış insanların eleştirel geleneğe bir anda geçişi de mümkün olamıyor. Her şeyin sorgulanması, toplumun alıştığı düzenden çıkması sosyal çöküşe ve bireysel ruhsal bozukluklara bile yol açabiliyor. Belirsizlikten doğan kaygı ve korku şiddetli olabiliyor: Şimdi biz bu alıştığımız-bildiğimiz, atalarımızdan gördüğümüz şeyi yapmazsak ne olur? Başımıza ne gelir? Devlet bizi tutuklar mı? Tanrı bizi yakar mı? Gelenekten koparsam, onun yerine neyi koyacağım? Mahalle beni linç eder mi?

Ülkemizin yapısına baktığımızda açık topluma geçişi başarmış, geçmekte olan ve bunun yol açtığı sorunlarla uğraşan, açık toplumu tamamen reddeden kitle ve sosyal katmanların hepsinin de aynı anda mevcut olduğunu görüyoruz.

Toplum hem değişim içinde mi olmalı? Hep farklılık, hep değişik düşünceler, gerçekte neyi referans alacağız?

Popper her toplum için geçerli kimi ilkeleri de ortaya sürer. Rasyonalite ilkesine göre her insan içinde bulunduğu duruma uygun davranır. Önceden öngörülmeyen-istenmeyen sonuçlar doğabilir ve amacın tam istenilen sonucu ortaya çıkmaz. Zaten bu düşünce bile katı totalitarizmin açıkça iflasını gösteriyor. Çünkü toplumu topyekûn değiştirmeye kalkanlar hep hayal kırıklığına uğramışlardır. Önceden belirlenmiş ilkeler, yasaklar, kurallar bu tür kapalı toplumlarda beklenmedik sonuçlara yol açar. İran’da uydu televizyonu yasak. Bu yasağı korumakla görevliler bile uydu izliyor. Ülkemizdeki döviz yasağı gibi (1993 öncesi); öyle ki alışveriş-kiralama bile dövizle yapıyordu. Taliban’ın müzik yasağı ne olacak bilemiyoruz. Kadınların çalışamama yasağı şimdiden delindi.

Kısacası toplumların gelişim ve değişim süreci karşı konulması olanaksız bir doğa yasası. Ütopyacı-toplum mühendisi-ideolog, her ne derseniz deyin, hiç planlamadığı, istemediği sonuçlarla yüz yüze kalacaktır. Kutsal kurallar, zorlayıcı yasalar, yaşam tarzına müdahaleler istenmese bile büyük mağduriyetlere yol açacaktır. Toplumsal süreçte sebep-sonuç ilişkilerini sağlıklı bir biçimde saptamak hemen hemen olanaksızdır.

Geçmişte ardı sıra gelişen olaylara bakıp, bunu bulutları bildiğimiz nesne ve canlılara benzetmek gibi aralarında mantıki sonuçlar varmış gibi anlatanları da burada vurgulayalım. Komplo teorisyeni diye kendilerini adlandırarak, sanki ciddi bir analitik ağırlıkları varmış gibi, salt adlandırmaya dayalı sahte saygınlık peşinde koşanların istisnasız hepsi hurafecidir. Olaylar olduktan sonra konuşmak kolay! (Devam Edecek)

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.