EĞİTİM ADIM ADIM TİCARİLEŞTİ!

ABONE OL
9 Ocak 2020 18:36
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Geçtiğimiz 18 yıl içinde MEB bütçesinin milli gelire oranı çok az artmış olmasına rağmen, belirlenen rakamlar ihtiyacın çok altında kalmış ve eğitim harcamalarının esas yükü, eğitimi adım adım ticarileştirmiş ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılmasının da etkisiyle büyük ölçüde velilerin sırtına yüklenmiştir. 2020 MEB bütçesinin bizlere gösterdiği en açık gerçek ise eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceğidir. Üstelik geçtiğimiz gün, İstanbul merkezli Doğa ve Ahmet Şimşek Koleji’nde yaşanan ekonomik krizin benzeri de ilimizde meydana geldi ve Boğaziçi Havacılık ve Teknoloji Koleji Mesleki ve Teknik Lisesi Anadolu Lisesi’ndeki öğretmenlerin, 5 aydır maaşlarını alamadıklarını iddia ederek, dersleri boykot kararı alması ile eğitim alanının ticarileşmesinin birçok sorunu da beraberinde getirdiğine şahit olduk. Yaşadığımız süreç çok net olarak göstermektedir ki artık okullar bir ticarethane, öğrenciler de müşteri haline dönüşmüştür. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda eğitim sisteminin içler acısı halini gözler önüne serilmektedir. İstatistiklerin sonuçları da her geçen yıl eğitim kalitemizin düştüğünü ortaya çıkarıyor, ortaya çıkan tablo ise ürkütücü… Bakanlığımızın yayınladığı istatistiki verilere bakılınca işin maddi boyutunun da çok daha korkunç olduğu görülmekte…

 

 

Haber: Songül DURSUN ÖZEL

Eğitim, bir ülkenin geleceğini belirler. Eğitim kalitesi yükseldikçe, o ülkenin refah seviyesi yükselir, dünyada sayılı söz sahibi ülkeler arasında yer alır. Bu kriterler arasında Türkiye’nin dünya eğitim sıralamasında kaçıncı olduğuna baktığımızda maalesef hiç de iyi bir tablo karşımıza çıkmıyor. Eğitim sistemimiz dünya liginde düşme hattında. Dünya Ekonomik Forumu verilerinin bilgilerini gazetemizle paylaşan Gazetemiz Köşe Yazarlarından Eğitim Yöneticisi ve Araştırmacı Yazar Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu; “Genel Eğitim Kalitemiz” forum içerisindeki 143 ülke içinde 2008-2009 Eğitim Öğretim yılında 77.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 89.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 92.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 92.sıraya ve nihayetinde 2016-2017 eğitim öğretim yılında ise 104.sıraya düşmüş. Aynı forumun verilerine göre “İlkokul Eğitim Kalitemiz” yine 143 ülke içinde 2008-2009 eğitim öğretim yılında 91.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 94.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 100.sıraya, 2016-2017 eğitim öğretim yılında ise 105.sıraya düşmüş. İstatistiklere baktığımızda yap-boz tahtasına dönen eğitim sisteminin içler acısı halini gözler önüne serildiğini görüyoruz. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan ‘Eğitim Kalitesi 2018’ isimli rapora göre Türkiye, 137 ülke arasında 99’uncu sırada yer alarak, sıralamada, Katar, Malezya ve Pakistan gibi ülkelerin gerisinde kalmıştır.” Diyerek şu şekilde devam etti:

“MATEMATİK VE FEN BİLİMLERİNDE “MÜKEMMEL” KATEGORİSİNDE TEK BİR ÖĞRENCİMİZ YOK”

“Durum “Temel bilimler” olan Fen ve Matematik alanlarında da oldukça vahim maalesef. 143 ülke içindeki “Matematik ve Fen Bilimleri eğitim kalitemiz” 2008-2009 eğitim öğretim yılında 73.sırada iken, 2014-2015 eğitim öğretim yılında 98.sıraya, 2015-2016 eğitim öğretim yılında 103.sıraya, 2016-2017 eğitim öğretim yılında 107.sıraya düşmüş. Öyle ki uluslararası arenada bu test içinde matematik ve fen bilimleri alanında “mükemmel” kategorisinde tek bir öğrencimiz dahi yok maalesef.”

“ÜRKÜTÜCÜ BİR TABLO DEĞİL Mİ SİZCE DE?”

“Bizdeki sayısal verilerde de durum çok farklı değil. Üniversiteye giriş sınavlarında 2001 yılında 9.315 gencimiz, 2002 yılında 8.919 gencimiz, 2016 yılında 32.983 gencimiz, 2017 yılında 37.026 gencimiz “sıfır” çekmiş. Yani “Temel yeterlilik testi” için baraj geçme puanı olan 100 puan ve üstü alamamış ki bu adayların yarım net dahi yapamadığı anlamına geliyor. 2018 yılına baktığınızda “sıfır çeken” genç sayımız 41.281 kişiye yükselmiş ve 2018 yılında temel yeterlik testini geçemeyen genç sayımız 496.616 kişi. Geçen yıl sınava giren yaklaşık iki milyon üç yüz bin aday açısından baktığınızda bu rakam neredeyse her 4 adaydan birine tekabül ediyor. Ürkütücü bir tablo değil mi sizce de?”

“İŞİN MADDİ BOYUTU ÇOK DAHA KORKUNÇ RAKAMLARA ULAŞIYOR”

“Ama dahası var. ÖSYM’nin resmi web sitesine girerek rahatlıkla görebileceğiniz bu verilere göre 2018 yılında temel yeterlik testine katılan adayların % 8’i yani yaklaşık 180.000 aday hiçbir matematik sorusuna doğru cevap verememiş. Fen Bilimlerinde ise bu oran % 7’lik bir orana tekabül ediyor ve sınava giren 161.000 aday hiçbir Fen bilimleri sorusuna doğru cevap verememiş. Bakanlığımızın yayınlamış olduğu istatistiki verilere baktığınızda özellikle bu işin maddi boyutu çok daha korkunç rakamlara ulaşıyor. Bu işin canını adeta dişine takıp “çocuğum yeter ki okusun” düşüncesi içinde gece gündüz çabalayan anne, baba ve ebeveyn boyutunu görmezden gelseniz, sınava giren gencin yaşadığı hayal kırıklığının üstünü örtseniz bile; 2017 verilerine göre bir ortaöğretim öğrencisinin bakanlığımıza maliyetini kişi başı 6.676 TL olarak hesapladığınızda “sıfır çeken” 41.281 gencimizin devlete maliyeti 2018 yılı için 275.591.956 lira. Yani yaklaşık 276 milyon liramız çöpe gitmiş.”

EĞİTİM ADIM ADIM TİCARİLEŞTİ

2019 yılında 113 milyar 813 milyon TL olan MEB bütçesi, 2020 yılı için 125 milyar 397 milyon TL olarak belirlendi. Her yıl olduğu gibi rakamsal olarak arttığı görülse de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı 2019 yılında yüzde 11.84 iken, 2020’de bu oran yüzde 11.45’e geriledi. Eğitim bütçemizin milli gelire oranı OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü bazen de İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) ortalaması olan yüzde 6’nın çok altında. Geçtiğimiz 18 yıl içinde MEB bütçesinin milli gelire oranı çok az artmış olmasına rağmen, belirlenen rakamlar ihtiyacın çok altında kalmış ve eğitim harcamalarının esas yükü, eğitimi adım adım ticarileştirmiştir ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılmasının da etkisiyle büyük ölçüde velilerin sırtına yüklemiştir

2019’da MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayırılan pay yüzde 4.88 iken, 2020’de bu oran daha da düşerek yüzde 4.65’e indirildi. 2020 MEB bütçesinin bizlere gösterdiği en açık gerçek, eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceğidir.  Eğitim alanı bir taraftan özel okullar ile ticarileştirilirken bir taraftan da kamu okullarına yeterli kaynak aktarılmaması nedeniyle velilerden toplanan paralarla devlet okullarının da ticarethane gibi işletilmesine neden olmaktadır.

ARTIK OKULLAR BİR TİCARETHANE, ÖĞRENCİLER DE MÜŞTERİ HALİNE GELMİŞTİR

Geçtiğimiz gün, İstanbul merkezli Doğa ve Ahmet Şimşek Koleji’nde yaşanan ekonomik krizin benzeri de ilimizde meydana geldi . İlimizde eğitim veren Özel Bir havacılık Lisesinde 5 aydır maaşını alamayan öğretmenler derse girmedi. Bir yandan  4+4+4 yasası ile eğitimde yapılan radikal değişiklikler ve müfredat değişiklikleri, ders programlarındaki değişiklikler, öte yandan kamu okullarına yeterince kaynak aktarılmaması nedeniyle eğitim ortamlarının kötüleşmesi, bir taraftan da, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bir tercihi olarak özel okullara verilen destek, özellikle laik ve bilimsel eğitim talebi olan velileri özel okullara yöneltti. Yaşadığımız süreç çok net olarak göstermektedir ki artık okullar bir ticarethane, öğrenciler de müşteri haline gelmiştir.. Üstelik, velilerin para vererek eğitim hizmetini sorunsuz satın alması da garanti değildir. Bu arada özel okulların kaliteli eğitim verdiği inancının da aslında bir yanılsama olduğu, her yıl yapılan LGS, TYT ve AYT gibi sınavlarda özel okullarda öğrenim gören öğrencilerin aldığı puanlarla ortaya çıkmış durumdadır.

YATIRIM, EĞİTİM KURUMLARININ BİNALARINA, DERSLİKLERİNE DEĞİL;  ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ YETİŞTİRMEYE YAPILMALI

Türkiye’deki son günlerde yapılan kemer sıkma politikalarının eğitime de yansıması hem sıralamada gerilemeye hem de eğitim kalitesinin düşmesine sebep olduğu; eğitimdeki harcamaların geleceğe yatırım olarak görülmesi gerekirken, eğitim alanındaki kalemlerin de kısıtlamaya dâhil edilmesi şüphesiz hem kaliteyi hem de sistemi olumsuz etkilediği görülüyor.Ülkemizde yıllardır eğitimle ilgili yatırımlardan bahsedilirken, okullar ve dersliklerden başka bir şeye yatırım yapılmadığı ifade edilirken; bunları yaparken, okullarda eğitim veren öğretmenlerin yetişmesine önem verilmediği de ortadadır.  Öğretmen yetiştirirken bu mesleği sadece para için değil, gönül vermiş insanların bu mesleği yapabilir yeterliliğinde olması gerektiği ve yatırımın, eğitim kurumlarının binalarına ve dersliklerine değil, öğretmen ve öğrenci yetiştirmeye yapılması gerekmektedir.

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.