BİR EDEBİYAT DEVİ: DOSTOYEVSKİ

BİR EDEBİYAT DEVİ: DOSTOYEVSKİ

ABONE OL
6 Haziran 2021 16:20
BİR EDEBİYAT DEVİ: DOSTOYEVSKİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Fikir Günlüğü

Mühendis okulunu başarıyla bitiren Dostoyevski askerde istihkam bölüğüne girer.

Bir yıl sonra ordudan ayrılıp kendisini edebiyata vererek ilk kitabı İnsancıklar’ı yazar. İnsancıklar dikkat çeker ancak sonraki birkaç kitap okuyucu bulmaz, morali bozulur, edebiyattan bir süre elini çeker ve politikayla uğraşmaya başlar.

Öte yandan, çocukluğundan beri yazar olmak isteyen Dostoyevski’nin ilk romanı eleştirmenlerden tam not alıyor. O dönemin ünlü eleştirmeni Belinski ile yakınlaşıp fikir alışverişinde bulunmaya yetecek kadar yüksek bir edebi seviyeyi, daha bu ilk eserinde yakalayabiliyor. İnsancıklar Rusya’nın ilk toplumsal romanı sayılıyor ve genç Dostoyevski’yi gerçekçi roman akımının kapısını ilk açanlar arasına yerleştiriyor.

Politikada şansı yardım etmez, hatta belki de mahvına sebep olur.

İlk kitabının yayınlanmasından üç yıl sonra, 1849 yılında Devlet aleyhine suç işlediği gerekçesiyle tutuklanıp 10 ay hapis yattı ve idam cezasına çarptırıldı. Henüz 30’lu yaşlara yeni girmiş idam mahkumuyken, ani bir afla, diğer arkadaşlarıyla beraber 4 yıl kürek cezasına çarptırıldı ve ilave bir 4 yıl daha Sibirya’ya sürgün edildi. Ardından er rütbesi ile zorunlu askere alındı.

Babası askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra hayır olsun diye yoksullara bakmıştı. Altı çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak 1821 tarihinde doğmuştu; babasının alkol bağımlılığı ve sıkı disiplininden çok çekmişti. Baba eşine, çocuklarına ve hizmetkarlarına kötü davranıyordu. Annesini veremden kaybetti. Asker emeklisi babasının direktifiyle, disiplini çok sıkı olan askeri mühendis okuluna gönderildi. Arkadaşları onu sinirli ve aşırı duyarlı, çok okuyan ve düşüncelere dalan biri olarak anlatır.

Babasını mühendis okulunda öğrenciyken kaybeder. Babanın neden öldüğü bilinmiyor, eşinin ölümünden sonra kendi toprağına çekildiği ve köylülere çok kötü davrandığı için öldürüldüğü rivayet ediliyor.

Dostoyevski onun ölümünü arzu etmişti. Ölünce de bu yüzden vicdan azabı duydu ve depresyona girdi. İlk sara nöbetlerini bu dönemde geçirmeye başladı. Askerlikten nefret ediyordu, istifasına rağmen kader onu tekrar zorunlu asker yaptı.

İşin ilginç yanı kurşuna dizilmekten son anda kurtulan, kürek ve sürgün cezası yiyip de er olarak askerlik yaptırılan Dostoyevski, azmi ve çalışkanlığı sayesinde subaylığa kadar yükselebiliyor.

Fikir adamlarının, yazarların, çizerlerin zekâ ve yaratıcılıkları engel tanımıyor. Fikirlere kurşun işlemiyor. Sürgünler, hapisler beş para etmiyor. Hatta onları daha keskinleştiriyor, kararlılıklarını ve tecrübelerini artırarak ustalaştırıyor.

Kurşuna dizilmekten son anda kurtulması, ölüm korkusunu çok ciddi yaşaması, eserleri ve yaşamında kalıcı ve unutulmaz izler bırakmış olmalı.

Yazarın, sanatçının ölüm korkusuyla yaşaması kader olmamalı, politik çıkarları zedelenenlerin verdirdiği cezalar bir nebze, ya yobaz naralarıyla yakılarak öldürülmekten, linç edilmekten, kafası kesilmekten daha ağırı var mı?

Yazar zorunlu askerliği 1859 yılına değin yaptı ve özgür bırakıldığında 38 yaşındaydı. Sara nöbetleri geçiriyordu, kumar bağımlısıydı. Özgürlüğünün ilk dönemlerinde yazdığı ve bugün dahi dünya edebiyatının şaheserleri arasında sayılan Ezilenler ve Ölüm Evinden Anılar adlı eserleri onu düştüğü maddi zorluklardan kurtaramamıştı. Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz gibi eserleri bu zor dönemlerinin eserleridir. Bir miktar toparlanabilse de yeniden borç ve kumar batağına saplandı, eşinin ardından kızının da ölümü büyük sarsıntı geçirmesine neden oldu. Ölmeden önce yazdığı Karamazov Kardeşler, yaşamının ve daha önceki eserlerinin yeniden işlendiği bir eser olarak kabul edilmektedir. Üç yılını verdiği bu eseri tamamladıktan sonra 1881 yılında öldü. Dökümanlar ciğer kanamasından bahseder. Büyük ihtimal annesi gibi verem hastalığından hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 30 binden fazla kişinin katılımıyla defnedildi.

Yalnızca bir romancı olarak düşünülmesi yanlış olur. Edebiyat vasıtasıyla yaşamın amaç ve ilkelerini çözmeye uğraşmış, felsefi düzeyde sonuç ve yargılara varmış, günümüz düşünürlerinin çoğunu etkileyen fikirler üretebilmişti.

Dünya edebiyatının en çok okunan yazarlarından biridir. Asıl şöhretini Suç ve Ceza adlı eseriyle yakalamıştır. Aklın, inancın ve eylemlerin, vicdan ile yapılan muhakemesini anlatan bu eser, tüm insanlığı kapsadığı için bu denli şöhret kazanmış ve kazandırmış olmalı. Okuyucu, hem suçlu hem de yargıç oluyor. İşlediği suçu kimse görmemiş olmasına karşın korku ve vicdanı yüzünden kendi kendini mahkûm eden Raskolnikov… Hem mağdur hem katil… Cinayete iten sebepler korkunç bir toplumsal gerçekçilik içerirken, alt üst olan iç dünyasının anlatımıysa derin bir psikanaliz… Ardından Budala, Ebedi Koca ve Ecinniler isimli eserleri geliyor.

Babasına karşı duyduğu nefret ölümünden sonra psikyatrist Freud’un dikkatini çekmiş ve Sara nöbetlerinin bu nefretin ve yol açtığı suçluluk duygusunun somatizasyonu sonucu olduğu kanaatine varılıyor.

Eserlerinde zaman zaman rastlanan uysal ve kaderine boyun eğen kadının annesi olduğu ileri sürülmüş.

Hayatı ruhsal çöküntüler ve depresyonlarla geçse de kendi kendisini her seferinde tedavi edebilmiş ve ruhunu arındırabilmiştir. Yaşamındaki değişim ve çalkantılara uygun olarak eserlerinde değişik bakış açıları barındırır. Ancak coşku ve acıyı içeren hareketli bir anlatım tarzı her zaman vardır. Kötülük, özgürlük, inanç ve inançsızlık, iyilik değişmeyen ana konular olsa da sanat anlayışı sürekli gelişir.

Budala’da çok acı veren, eşsiz bir aşk hikayesini kaleme alır; dünya nimetlerinden ve hırslardan arınmış peygamberimsi vasıflarıyla kusursuz bir iyilik örneği sunar. Kendi sözleriyle: “Niyetim bütünüyle iyi bir insanı anlatmak”. Kumarbaz olan yazar, aynı isimli kitabında inancın verdiği şefkati, beden ve ruhun asaletine adamak yerine, ıstıraba, ahlaken düşkünlüğe, günahkarlık ve suça yönelten kişinin düştüğü ikilemi anlatır. Kumar borcunu ödemek için bu romanı bir ayda yazmıştır. Karamsarlık ve coşku arasında gidip gelen baş roman kahramanı İvanoviç, herhalde yazarın kendisi olmalı, çünkü tıpkı Dostoyevski gibi alınyazısı ve özgürlük arasında gidip gelir.

Ahlak kavramını ve siyaseti, suçu ve cezayı günümüz fikriyatına da yön verebilen ölçekte derinlemesine inceleyen Dostoyevski’nin ele aldığı, insan ve insanın kaderi olgusu, tüm eserlerinin ana teması olarak görülebilir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.