Muhammet Yalçın Azizoğlu

Muhammet Yalçın Azizoğlu

24 Eylül 2021 Cuma

BİRKAÇ KONU TEK BAŞLIK!

BİRKAÇ KONU TEK BAŞLIK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şehrimiz ile alakalı eksik gördüğümüzü, gerek bu satırlardan gerekse muhataplarını gördüğümüzde yüz yüze iletmeye itina gösteriyorum.

Çok konular arasında ilkine değinelim.

Malum deprem öncesi tasarlanan kent meydanı projesi ile yıkılmak istenen ilimizin güzide eğitim kurumu olan Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi deprem sonrası şehrimizin siluetini değiştirecek kent meydanı planları içinde kalmasından mıdır? Bilinmez.  Depremde hasar almamasına rağmen depremden sonra; velilerin yıkılmasın diye yaptıkları eylemlere, basın açıklamasına rağmen proje kapsamında belediyemizce yıkılması sonucunda okul önce başka bir okula, bu eğitim yılında, o okuldan da nakledilerek eski Elazığ Devlet Hastanesi’nin mezbeleye dönmek üzere olan binasına taşınarak üç yılda çocuklarımızın psikolojisini, eğitimini adeta paramparça etmiştir. Bu süreç hassas şekilde konunun muhatapları ile olumlu istişare içinde yapılsaydı ne çocuklar ne de bizler bu üzüntü içinde olmayacaktık. Bu süreçte çocukların eğitimi ve sağlığı için yıpranan üzülen kıymetli müdürümüz Mustafa Hasbi hocam seni yalnız bıraktık,  omuzlarından yükünü paylaşamadık. Şehir adına sizden eğitim camiamızda canı gönülden çalışan öğretmenlerimizden özür diliyorum.

Umarım Mehmet Akif Ersoy Lisesi’nin mevcut sıkıntıları bir an evvel çözülür. Yoksa diğer okullarında eklenen sorunları ile milli eğitim camiasının başını ağrıtmaya çocukların hoşnutsuzluğuna vesile olmaya devam eder.

Milli eğitim camiamızın daha özverili daha fazla mesai yaparak mevcut sorunları tez zamanda çözeceği inancımız dipdiridir. Onlara da kolaylıklar diliyorum.

Bir başka konu…

Deprem sonrası hasarlı binaların yıkım süreci, yıkım ihalesi, düzensiz ya da zamanında yıkılmayan binaların verdiği mağduriyetler ilimiz gündeminde hayli kaldı.  Son olarak;  çocuk esirgeme kurumu ve yetiştirme yurdunun eski binasının usulsüz yıkılmak istenmesi süreci sonucunda fısıltı gazetesinden, dost, ahpaptan duyduğumuz kadarıyla usulsüz yıkım olayında dik duruş sergileyen ilimizin önemli bürokratlarından Suat Kenç; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından görevinden alınarak, merkeze atanmıştır.  Bizler bu dedikodulara inanmasak da atama ile ilgili olmasa da halk arasında, çalışan bürokratların “bir gün bedel ödemesi kanısı” mevcuttur. Suat Kenç beye Ankara’da ki görevinde başarılar diliyorum. Yıkılmayan madde bağımlılarına mesken olmuş binaların bir an evvel şaibesizce yıkılmasını temenni ediyorum.

Bir başka konu…

İlimizin yeniden imarı için TOKİ ve AFAD seferberlik başlattığı sürede inşaat yapım ihalesi alan müteahhit firmaların taahhüt ettikleri teslim günlerini aşmalarının hâlâ köylerde ki konutların bitmemesi önüne kim geçecek bunlara ha gayret kim diyecek. Galiba depremzedeler bir kışı daha konteyner kentlerde geçirecek. Gördüklerimiz bazı inşaatlarda çok çok az kişinin çalıştığı bir günlük işlerin haftalarca yapılmadığıdır.  Bu firma ve müteahhitlerin sorumsuzluğu cezasız mı kalacak? Mağduriyetler mevcut çalışan bürokratların vekillerin prestij kaybına sebep olmayacak mı? İki yıl konteyner kentte kalmış vatandaş evi teslim edilmemiş köylü ‘sahipsiz Elazığ’ derse haksız mı?  Sahi bu şehrin sahibi kim?

Ankara’da 2023 seçimleri için vekillik belediye başkanlığı kulisleri yapanlar mı?

Yoksa hakkını aramasını bilmeyen, derdini anlatırken sükut eyleyen, ensesine vurup elinden ekmeğini alsan kader diyerek boyun büken bizler mi?

Bu zor süreci ancak olumlu yapıcı istişareler ile işin ehli olanlarla geçireceğimiz düşüncesindeyim.

Bir kaç konu kaldı yine haftaya…

Sağlıcakla umutla kalın…

Devamını Oku

ŞEHRİN POZİTİF HALLERİ  

ŞEHRİN POZİTİF HALLERİ  
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Üç aylık bir aradan sonra siz okurlarımıza tekrar kavuşmanın içsel mutluluğunu yaşayıp merhaba diyorum.

Şehrin soyut, somut hallerine baktığımızda üç aylık süre zarfında takdir edilmesi gereken eylemlere ve sorgulanması gereken aksaklıklara değinmeden geçemeyeceğim. Önce alkışlanması gerekenlerden başlayalım.

Belediye başkanımız Şahin Şerifoğulları Beyin seçildikten sonra ki iki buçuk yılda vaat ve vizyon projelerinin bazılarının halkın hizmetine sunulması bizleri ziyadesiyle mutlu etmiştir. Şehre farkındalık katan özellikle Kent- Köy projesini kısa zamanda bitirilerek bizlerin hizmetine sunulması takdire şayandır.

Harput’ta yapılan seyir terasının açılışına il dışında olmam münasebetiyle katılamamıştım. Çok tartışmalara, eleştirilere rağmen bitirilen bu projenin açılışını; Harput’u uluslara tanıtacak farklı bir açılış programı ile yapmak (yakın zamanda Diyarbakır-Mardin arasında bulunan Zerzevan kalesinde yapılan gökyüzü gözlem etkinliğine benzer etkinlikler ) daha farklı olabilirdi. Şehrin tarihi ve kültürüne daha fazla katkı sunulabilirdi.

Halkın yakın zamanda açılışını beklediği kongre ve fuar alanı belki de son dönemlerde ihtiyaca binaen yaraya merhem nitelikteki son proje…  Kültür-sanatı, edebiyatı ile ön planda olan bir şehrin çadır salonlarda sergi yapması vizyonunu olumsuz etkiliyor katılımları olumsuz etkiliyordu. Tarım ve madencilikte üretime dayalı bir şehrin yapacağı fuarlara ev sahibi olacak kapalı kongre ve fuar alanının açılışını belediyemizin vizyonuna yakışır şekilde bekliyoruz.

Vizyon projeleri ile takdir edilen belediyemiz maalesef bazı çalışmaları ile sanki bu vizyonunu baltalar nitelikte…   Bu aksak giden işler nelerdir birkaç tanesine göz atalım…

Maalesef depremden sonra ki süreçte inşaat şantiyesine dönmüş şehrin, kaldırımları, sokakları hatta bazı ana arterlerde ki asfalt yolları içler acısı… Örnek verelim ki bazı dostlar ve bitaraf olanlar heybeden atıyor, sırf eleştiri olsun diye yazıyor gibi basit düşüncelere kapılmasınlar. İlimizin Sebze Halinin bulunduğu Karşıyaka Mahallesinde özellikle Sebze Haline çıkan yollar inanın patika yollardan daha berbat haldeler. Özellikle bu bölgeye el atılması gerekmektedir. Günlük araç geçiş sayısı, şehrin gıda ihtiyaç kurumlarının en önemlisinin bu bölgede olması, şehrin doğu girişinin, şehrin en büyük mezarlığının bu bölgede olması münasebetiyle yolların yoğunluktan erken deforme olmasını sağlayabilir. O zaman bu zor durumlar göz önünde bulundurulup öyle çalışmalar yapılmalıdır.

İkinci bir husus şehrin bazı yörelerinde temizlik çalışmaları aksaklıklar göstermektedir.

Şayet Elazığ Belediyesinin vizyon projeleri için harcayıp halkın hizmetine sunduğu eforu; TOKİ ve Çevre ve Şehircilik yetkilileri ve çalışanları harcasaydı bugün Elazığ’da konteyner kentlerde yaşayan deprem mağduru kalmaz insanlar evlerine göçmüş olurdu.

Elazığ ve Malatya da aynı anda depremden evlerini kaybeden ve mağdur olan köylerimizde ki vatandaşlarımıza hâlâ evleri teslim edilememiştir.  İki şehir baz alındığında köylerde yapılmakta olan evler arasında dağlar kadar kalite ve nitelik farkı olması bizleri derinden üzmüştür. Kış mevsimine yaklaşmakta olduğumuz şu günlerde konteyner kentlerde yaşayan insanlar da bu kışta burada mı kalacağız düşüncesini duymak bizleri derin düşüncelere salmaktadır. Elazığ’da inşaat çalışmalarının bu kadar yavaş ilerlemesinin sebepleri, fısıltı gazetelerinden yayılan mesnetsiz söylemler bir yana Elazığ insanının mağduriyeti vicdan sahiplerinin uykusunu kaçırmaktadır. Başka kurumların hantal çalışma yapısı belediyemizin bazı çalışmalarını gölgelemiştir.

Şahin Şerifoğulları Beye bir dost ve okuldaşı olarak temennim:  resmi sıfatla dolaştığı kadar tebdili kıyafet ile dolaşması, aksaklıkları kendi gözüyle görmesi, çalışmaların aksamasına neden olan faktörlere tanık olması, çalışan personel ile sırtını siyasi bir kimliğe dayayıp yan gelip yatan personeli kendisinin de görmesi olacaktır.  Çünkü bazı aksaklıklar şehrin manzarasına baktığımızda maalesef yapılan harikulade çalışmaları gölgelemektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

ÜLKENİN BİRLİĞİNE SIKILAN KURŞUN

ÜLKENİN BİRLİĞİNE SIKILAN KURŞUN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir asırdır ülkemizin huzurunu refahını engellemek, daha ileri seviyelere güçlenerek yürümesini önlemek, var olan kültürel zenginliğini pozitif yönden negatif yöne çekmek için çeşitli entrikalar düzenleyen mihraklar, kardeşi kardeşe kırdırmak için var olan aydınlığı karanlığa çevirenler, karanlığa kurşun sıkanlar, fitneleri büyütenler, akla gelmeyen tuzakları kuranlar maalesef hiç bitmedi. Bu tuzaklara takılan bizlerin bir asırdır tadı tuzu kalmadı.

Bir asırdır masum canlar ölüyor. Ne uğruna bir hiç uğruna. Ölüm marifet değil elbette ki her canlı ölecektir marifet olan yaşamak ve yaşatmak olmalıdır.

Geçtiğimiz gün İzmir’de yukarıda saydığım katiller ordusunun, faşizanların son kurbanı gencecik bir kızımız Deniz Poyraz maalesef bir tetikçinin kurşunlarına hedef olmuştur. Denizler ilk değil, bu zihniyet ve düşünce yapısıyla maalesef son da olmayacaktır. Çünkü yüzlerini hiç görmediği insanların maşası ve tetikçisi olan cani müsveddesi ‘’ kin yuttum kan kusturacağım’’ diye sosyal medyasından paylaşım yapmıştır. Bunu neden önemsiyorum. Bu tür kin yutan cühela kesim o kadar fazla ki bir asırdır haçlı zihniyeti ülkemizde katil ve maşa bulmakta hiçbir zaman zorlanmadı ve zorlanmayacaktır.

Burada teröre destek veren, terör ile yan yana anılan bir siyasi görüş olması bizlerin kanı kan ile yıkamaya, karanlığa sıkılan kurşunlara bir kurşun da bizden olsun, halkların kültürel yapılarındaki farklılıklar zenginlik değil bölücülüğe vesile olsun düşüncesini oluşturamaz. Şiddetin, cinayetin, terörün, mafyanın, hırsızın, çapulcunun, haçlının, katilin yanında olmaya bizi hiçbir güç sevk edemez.
Bundan ötürüdür ki yitirilen her masum cana yüreğimiz sızlar, gözlerimiz yaş döker.

Şayet anayasal haklar ihlal ediliyorsa, ülkenin birlik ve bütünlüğüne kastediliyorsa, insanların can ve mal güvenliği tehlikeye atılıyorsa bu ülkede hukuk devreye girmeli, adalet temin edilmelidir. Bu konuda hiçbir şahsın kurumun ayrıcalığı olamaz, olmamalıdır. Hukukun adil olmadığı yerde hukuksuzluklar, eğitimin olmadığı yerde de hukuksuzluklara maşa olacak her türden insanlar kukla olmaya başlar.

Bu ülkede yaşayan tüm toplumların devleti sahiplenmesi, devlet ve devlet sınırları içinde yaşayan diğer toplumlarla barışık olması sağlanmalıdır.

Bu menfur olay için medyada okuduğumuz kadarıyla Doğu Perinçek, ‘Devlete katil devlet demek için yapılmıştır’ diyor. Oysa bir cenah yıllardır bu devlete katil devlet demekten çekinmiyor. Ötekisi faşist diyor, bir başkası başka başka sıfatlar, bu ülkede anımsanmayacak sayıda insanlar bu devlete kin besliyor. Bu kin güdenlerin dili, dini, ırkı hiç önemli değil. Bunların iyice araştırılması toplumun kendisi ve devleti ile barışık hale gelmesi için çabalar sarf edilmelidir. Devletin toplum ile barışık olmasını istemeyen mihraklar, odaklar bu karanlık puslu havayı  toplumların bir biri için kin beslemesini, hatta birbirini boğazlaması için kanlı avuçlarını ovuşturdukları aşikârdır.

İçeride konumu ne olursa olsun onlara uşaklık eden, onların doğrulttuğu silahların tetiğini çeken tetikçiler ve de bu halkın kurban seçilen çocukları hiç bitmeyecektir. Bitmesi için önce koşulsuz insan sevgisi ve saygısı, insanların kültürel yaşantısına diline, inanışlarına saygı, herkese eşit hak ve adalet, gerçek manada eğitimcilerin vermiş olduğu eşit eğitim modeli ve siyasi ve politik oyunların, üç oy için kurulan tezgâhların ivedilikle tarumar edilmesi gerekmektedir. Yoksa yakın gelecekte sahneye koyulmak istenen kardeş kavgalarına doğru yol aldığımızı, siyasilerimizin nefret ve kışkırtıcı söylemler ile sevgi saygı yerine kinden saraylar inşa ettikleri apaçık ortadadır.

Deniz Poyraz’a rahmet acılı ailesine sabır devletimize karanlık mihraklar ile olan mücadelesinde muvaffakiyetler diliyorum.

Aydınlık günlere bir an evvel ulaşmamız dileğiyle…

 

 

Devamını Oku

KÖYLÜYE ÖZEL İLGİ GÖSTERİLMELİ!

KÖYLÜYE ÖZEL İLGİ GÖSTERİLMELİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hızla azalmakta olan köy nüfuslarının gelecekte köy unsurlarını ortadan kaldıracağı aşikârdır. Köy nüfuslarının yıldan yıla azalmakta olduğunu maalesef Türkiye İstatistik Kurumu’nun yıllık paylaşımlarından, saygın üniversitelerin yapmış olduğu araştırmalardan gözlemliyoruz. Kentlerde yaşayan dostlarımızın,  komşularımızın geçmiş zamanla alakalı hatıralarına baktığımızda köylerin eski demografik yapısı ile şimdi ki içler acısı durumunu görebiliyoruz.

Köyler göç verir duruma neden düşer? Sorusuna cevap aramamız bulduğumuz cevaplara çözümler üretmemiz gerektiği kanısındayım. Bu sadece bir ilin bir bölgenin sorunu değil ülkemizin yarım asırdır ülkeyi yöneten yöneticilerimizin kulak arkası ettiği çözüm üretme gayesi taşımadığı nadir sorunlardan biridir. Köyden kente göç dalgası bir iki günlük değil yıllar sürecek sistematik bir çalışma ve uygulama metodu ile amacına ulaşabilir.

Belli başlı bazı sorunlar devlet eli ve devletin imkânları ile anca çözüme kavuşturulabilir. Bunların bazılarına değinmek gerekirse:

Köylerimizde modern tarımın yapılması için öncelikle köylü vatandaşlarımızın sakin olduğu kış mevsiminde eğitimlerin verilmesi bununla birlikte tarım ile geçimini sağlayanlara tohum, fide, fidan, zirai ilaçları, gübre konularında destek verilmesi gerekmektedir. Bu desteklerin bir karşılığı olmalı. Verilen destekler karşısında üreticiden ürün alım garantisi, verilen desteklerin hayali değil de gerçek hak sahiplerine ulaşması konusunda sıkı denetimler yapılmalıdır.

İlimizde çiftçilerimizin toprak analizleri aralıklı olarak yapılmalı, çiftçilerimize toprağında ki değer yapılarına göre en uygun ürünler tavsiye edilmelidir.

Eğitimsiz kara düzen ürün yetiştirmek üreticiye kazanç kaybı bunun sonunda zarar eden üreticinin ekim yapmaması noktasına kadar bir yolu takip eder. Kendi kendine yeten bir tarım ülkesi iken bu gün bazı tarım ürünleri ithal ediliyorsa her insan oturup nerede yanlış yaptık diye düşünmelidir. Büyük tarım çiftliklerine sunulan ayrıcalıklar ve bakış açıları maalesef düşük kalibreli tarım üreticilerine bakış acısıyla bir değildir. Elbette ki bu durumu iyi gözlemlemek küçük balığı büyük balığa yem etmemek gerekmektedir.

Tarımsal üretim ve hayvancılık yaparak nafakasını çıkaran köylerde ikamet eden insanlarımızın bir başka sorunu da ürün sigortası ve bireysel sigorta maliyetleridir. Son yıllarda bu bedeller insanımızın sırtında taşıyamaz ağırlığa ulaşmıştır. Bu konuda devlet büyüklerimizin ivedi çözüm bulması elzemdir.

Son dönemlerde kuraklık sonucu artan sulama kaynaklı enerji maliyetleri güneş enerjisi projeleri devreye sokularak düşürülebilir. Dizel yakıtta bazı indirimler yapılarak ürünlere yansıyan fiyat artışı ve üreticiyi sıkıntıya düşüren enerji girdilerinde vatandaşın sırtında ki yük hafifletilebilir.

İlimiz bir asır öncesinde ülkemizin en önemli ipek böceği üretim merkezlerinden biriyken şu an bu kulvarda yok hükmündeyiz. Şeker pancarı, pamuk üretimi konularında da kan kaybetmeye devam ediyoruz. Ürettiğimiz kayısı başka şehrin reklamına değer katarken, ürettiğimiz üzüm ile özdeşleşen şarap fabrikamız ne halde, üzüm üreticisi ile aralarında ki sorunlar var mı yok mu? Muamma.

Velhasıl köylerimize özel ilgi gösterecek yönetimler gerek. Köylü milletin efendisidir söylemine gölge düşürmeyecek nitelikte üretimle, üreteceği katma değerle ülkenin kalkınmasına en büyük katkıyı sağlamak için gecesini gündüzüne katan köyde yaşayan insanlar gerek.

Velhasıl köylerimize Avrupa’da ki köylerde nasıl bir teknoloji ve imkân varsa en erken şekilde uleması sağlanmalı. Pazar konusunda, pazarlama konusunda ve özellikle organik üretim konusunda eğitimler ile vatandaşlarımız aydınlatılmalıdır.

Tarım ve gıda her dönem olmazsa olmazdır. Bu konuda köylerimize, köyde sıkıntılarla, zorluklarla üretim yapan vatandaşlarımıza kulak verilmesi, sıkıntılarının çözülmesi, gerekli parasal desteğin ürün karşılığında verilmesi gerekmektedir. Şayet köyler göç vermeye devam ederse yakın zamanda daha büyük sorunlar meydana gelecektir.

Devletimizden, yerel yönetimlerden beklentimiz mevcut köylerimizde detaylı taramaların, anketlerin yapılıp mevcut sorunlar bulunarak çözüm üretilmesidir.

Köylüye arkasını dönmüş yönetimler değil, köylüyü milletin efendisi görüp kucak açan saygı gösteren derdi ile hemhal olan yönetimler ülkenin siyasi tarihine kendisini yaldızlı harflerle yazdıracaktır.

Sürçü lisan ettiysek af ola kalın sağlıcakla…

 

 

 

 

Devamını Oku

KÖYLER NEDEN HEP İHMAL EDİLİR?

KÖYLER NEDEN HEP İHMAL EDİLİR?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanlar; yaşadığı yerlerdeki insanların çığlıklarına kulak tıkayamaz.

İnsanlar; yaşadığı coğrafyanın, ikamet ettiği yerleşim yerinin sıkıntılarını gaile edinip çözüm için çareler aramak zorundadır.
İnsanlar; komşuluk ilişkilerini, başka insanlarla olan ilişkilerini saygı sevgi ve adalet çerçevesinde kurmayı öğrenmek zorundadır.

Ağırlıklı olarak köşemde kültür sanata dair kalem oynatsam da ara ara ilimizin sıkıntıları ve çocukluğumun gençliğe evrildiği dönem dönem ikamet ettiğim köylerimizin de tanık olduğum sorunlarını bu köşeden duyurmaya, çözümler aramaya çaba sarf ettim; etmeye de devam edeceğim.

Köylerimiz çok uzun yıllardır ihmal edilmenin bir sonucu olarak dertleri ile çoğu defa baş başa kalıyor. Kendi derdine kendi merhem olmaya çaba harcıyor.  Bunun temelinde zamanında yapılması gereken çalışmaların; vakti zamanında yapılmaması, bir nevi kulak ardı edilmesinde yattığını gözlemliyorum.

Geçen yazımda bahsettiğim deprem evlerinin hala yapılmamış olmasını biraz irdelersek: mevcut köylerimizin bina yapıları gerek ekonomik nedenler, gerekse coğrafi özellikler sonucunda derme çatma toprak evlerden ya da harcı çamurdan yapılmış taş evlerden oluşmaktadır. Daha evvelki depremler sonrası yetkililerden bu evlerin tasfiye edilip, yerine devlet koordinesinde betonarme depreme dayanıklı evler yapılıp bedeli karşılığında köylülerimizin hizmetine lütfedileceğiydi. Bunlar maalesef hep sloganda kaldı. Umut verildi, hayaller kuruldu o kadar. Sonuç orta şiddetteki bir depremle ilimizde 2000 civarında hanemiz oturulamayacak boyutta hasar aldı; içinde ikamet eden vatandaşlarımız mağdur ve devletimizden evlerinin bir an evvel yapılmasını bekliyor.  Elbetteki ulu devletimiz kimseyi evsiz bırakmaz.  ‘’Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz .’’ atasözü ulu devletimizin vatandaşlarının adaleti, refahı ve de sorunlarına çözüm bulması için görev verdiği insanlarımıza, vatandaşlarımızın kendisini temsil için onay verdiği milletin vekillerine bir hatırlatmadır.

Bugün ilimizde 7 şiddetindeki olası bir depremde yıkılacak ağır hasar görecek binlerce toprak ev ve ahır mevcut. Ne olacak bu evlerin hali diye düşünen yüzlerce köylülerimiz bizlere sorular sormakta. Olası bir deprem sonrası yıkılma tehlikesi olan bu evler olası bir deprem öncesi çelik konstrüksiyonlu konutlarla değil betonarme bodrum katı, ürettiğinden kışlığına ayırıp saklayabileceği kileri olan, çatısında enerjisini kendi üretebileceği güneş enerjisi dönüşüm sistemleri olan evler ile yenilenemez mi? Devletimizin bu evleri köylü vatandaşımıza yapıp taksitler halinde bedelini tahsil edebileceği bir düşünce bunu sahaya sürecek bürokrat, dillendirecek akil adamlarımız, binlerce bürokrata akıl sunan danışmanlarımız yok mu? Bu özelliklerini saydığım evleri yapacak müteahhitlerimiz mi yok?
Köylerimizin derdini gaile edinen siyasilerimiz,vekillerimiz mi yok?

Köylerimizin sadece derdi konut değil tatbikî. Mesela kendi köyümde sağlık ocağı var, lojmanı var lakin onlarca yıldır içinde ebe, hemşire yok. Neden niçin yok onu bilen köylülerimiz de yok? Beş tane köye hizmet veren bu sağlık ocağına hemşire atamak zor mu?  Kendi köyümdeki boş olan sağlık ocağı gibi kaç köyün sağlık ocağı boş onu bilen de yok? Köylülerin sağlığını düşünen birileri de yok. Bu arada hakkını yemeyelim, acil vakalarda 112 ambulansı anında geliyor. Ama bir pansuman için, bir dikiş aldırmak için, bir iğne yaptırmak için de ambulansı çağıramayız.

Lütfen köylerimizdeki sağlık ocakları hemşiresi olmadan ya da ebesi olmadan atıl halde kalmasın.

Bir başka sorunumuz ise yaz aylarında köylerimizde çıkan yangınlara müdahale.  Birkaç gün evvel köyümüzde çıkan yangına itfaiye aracı ve personeli gelmiştir. Lakin buradaki sorun merkezle ya da en yakın itfaiye merkezleri ile yerleşim yerleri arasındaki mesafeden kaynaklı itfaiyenin yangın mahallîne ulaşmasındaki zaman sorunu…

Acaba belediyelikten köy statüsüne düşen misal İçme, Yarımca, Gezin, Baltaşı vb yerlere birer itfaiye aracının bulunacağı 112 deki sistem gibi şube yapılamaz mı?

Köyümüz kırsalında çıkan yangında gelen cefakâr itfaiye personeline şuraya çık, şuradan su püskürt dediğimizde ‘’ abi bu araç arazi şartlarına uygun değil’’ demişti.  O zaman şu soru akıllara gelmekte; ilimizdeki itfaiye araçlarında, personelinde eksik mi var?

Devletimizin bürokratlarından ve sayın vekillerimizden istirhamım köylerimizi, köylerde yaşanılan sıkıntılarımızı biraz daha fazla gündemlerinde tutup kalıcı ve ivedi çözümler üretmeleridir.

Köylerimizin mevcut sıkıntılarını dile getirmeye devam edeceğim. Sizler sağlıcakla kalın dostlar…

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.