Mehmet Şükrü Baş

Mehmet Şükrü Baş

28 Eylül 2021 Salı

ELAZIĞ M.VEKİLİ SAYIN METİN BULUT’A AÇIK MEKTUP

ELAZIĞ M.VEKİLİ SAYIN METİN BULUT’A AÇIK MEKTUP
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hasbihâl                                                    

Yazımıza ilimiz milletvekili Sn. Metin Bulut’un basında yer alan bir açıklamasıyla ile başlayalım.

Sayın Bulut gazetelere verdiği bir demeçte; “İlimizde yapılan kamu binası yıkım ihalelerinin toplumun vicdanında rahatsızlık uyandırdığını bu sebeple bundan sonra ihalelerin şeffaf bir şekilde yapılması uyarısını ilgili kurumlara yaptığını ifade eden Ak Parti Milletvekili ve MKYK Üyesi Metin Bulut, yıkımların bir komisyon marifetiyle Elazığspor’a verilmesi teklifini gündeme getirdi.”

Sayın vekilin demecinin ana teması “Toplum Vicdanı” idi…

Buna göre bize de bu konuda halkımızın duygu ve düşüncelerine tercüman olma ihtiyacı doğuyor.

Bakalım kimler halinden memnun, kimler değil?

***

Sayın Vekilim!…

Bendeniz emekli bir vatandaşım.

Bahçelievler’de bir site içerisinde bir evim vardı. Depremde bu evim ağır hasar aldı ve yıkıldı.

Hatırlarsanız o zaman sizler yani Elazığ Milletvekilleri evi yıkılan vatandaşlara 20 sene vadeli faizsiz kredi verileceği müjdesi verdi.

Bu müjde hayata geçirildi mi?

Hayır…

***

Bu depremde binlerce vatandaşımızın evi yıkıldı.

TOKİ’ye yaptığımız ilk müracaatta hane nüfusu bildirildi.

Buna göre az nüfuslu ailelere 2+1 evlerin çok nüfuslu ailelere de 3+1 evlerin verileceği umut edildi.

Bu umut gerçekleşti mi?

Hayır!…

İki kişilik bir aileye 3+1 evler tahsis edilirken altı nüfuslu ailelere 2+1 evler tahsis edildi.

Bu haksızlık sade bana değil, yüzlerce insanımıza yapıldı.

***

Yine vatandaşların oturdukları semtlerde ev tahsisi yapılması istendi bu istemde havada kaldı.

Abdullahpaşa, Bahçelievler ve Sürsürü gibi yerlerde oturanlar Çatalçeşme’ye orada ikamet edenlerde Yemişlik ve Bizmişen’e reva görüldü. Yani doğudaki vatandaşlarımız batıya, batıdaki vatandaşlarımız doğuya adeta sürgün edildi.

EN ÖNEMLİ KONU

Deprem mağdurlarını daha fazla mağdur eden Belediye Encümeninin aldığı haksız mı haksız, yersiz mi yersiz bir encümen kararı vardı.

Nailbey Mahallesi gibi daracık sokakları olan bir semte 10-12 kat ruhsat verilirken Abdullahpaşa, Bahçelievler, Sürsürü gibi yerlerde yıkılan beş katlı binaların yerine yeniden beş kat ruhsat verildi.

Böylelikle bu semtte oturan vatandaşlarımız ikinci defa enkaz altında kaldı.

Oysa bu semtlere de 6-7 veya 8 kat ruhsat verilseydi vatandaşlarımız evlerini yaptırma veya yaptırabilme imkânına sahip olacak, böylelikle vatandaşlarımız müteahhittin vicdanına mahkûm edilmezdi.

Ben şahsen yıkılan evimin yapılabilmesi için 240 bin lira müteahhitte vermek zorundayım.

Söyler misin ben ve benim gibi yüzlerce depremzede insanlar bu 240 bin lirayı veya daha fazlasını nasıl verecekler?

Bankaya gitsek yaşımız geçmiş kredi vermiyor.

Bu mudur toplum vicdanı sayın vekilim bu mudur?

Harput’taki cam teras seyrinde lütfen Elazığ’a bir bakınız bir tarafta 4-5 katlı evler diğer taraftan 20-25 hatta 30 katlı evler görürsünüz. Aynı zemin ve aynı bölgede bu çarpık yapılaşmayı görür ve şehirde bir belediyenin olup olmadığı hakkında vicdani bir karar verebilirsiniz.

***

Benimle birlikte bazı köşe yazarları bu konulardan doğan şikâyetlerini dile getirdi ve bir arkadaşınız yani bir milletvekilimiz “Elazığ’a sahipsiz diyenleri kan tahliline göndermek lazım bunların kanı bozuktur” mealinde sözler söyledi.

İşte Sayın vekilim size soracağım asıl soru budur?

Bırakınız Elazığ’ı, bırakınız Türkiye’yi dünyada seçmeninin kanından şüphe eden başka bir milletvekiline siyaset hayatınızda rastladınız mı?

Elbette ki böyle bir idarede böyle bir söylemde toplum vicdanı büyük yaralar alır.

***

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’da 6.8 şiddetinde bir deprem oldu. Bu bir tabii afetti ama vatandaşı enkaz altında bırakan deprem değil siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, belediyemiz ve bizi idare eden idarecilerimizdir.

Şimdi biz deprem mağdurların bu enkazın altında nasıl kalkacağımızı kara kara düşünmekteyiz.

Şimdi diyeceksiniz ki…

“Devlet size binlerce TOKİ konutları yaptı gidin orada oturun”

Allah devletimize zeval vermesin lakin bürokrasinin bu konudaki beceriksizliğine ne diyeceksiniz?

Neden vatandaşlarımız isteklerin dışındaki bölgelere gönderildi ve neden iki kişilik bir aileye 3+1 evler tahsis edilirken altı nüfuslu bir aileye 2+1 konutlar tahsis edildi.

Bendeniz altı nüfusa bakan bir aile reisiyim. Bu nüfusla 2+1 olan evlerde nasıl ikamet edeceğim?

Vicdan bunun neresindeydi?

İşte burada toplum vicdanının rahat olmadığını görmeniz mümkündür. Siz bu gerçeği gördüğünüz için sizlere teşekkürler ediyorum.

Sürçü lisan eylediksek afola.

Saygıyla efendim.

***///***

 

 

 

 

 

Devamını Oku

HARUN TAŞDEMİR VE SANAT GALERİSİ

HARUN TAŞDEMİR VE SANAT GALERİSİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hasbihâl                                                 

16 Eylül 2021 tarihinde şehrimizin yetiştirdiği nadide insan RÖLYEF SANATÇISI Harun Taşdemir’i ziyaret edeyim dedim.

İzzetpaşa Mahallesi Hacı Tevfik Efendi Sokak’taki Sanat Galerisi’ne uğradığımda üstadı elinde uduyla yine gönüllere hitap ettiğini gördüm.

Harun Taşdemir sanata ve sanatçıya çok önem veren bir sanat erbabımızdır. Onun duygusal yüreğinde vatan, bayrak, cumhuriyet ve Atatürk sevgisi doruklara çıkmıştır.

Elbette ki çoklarınız tanırsınız ama ola ki içinizde onu tanımayanlarınızda olabilir düşüncesiyle onun hayatından bazı bazı kesitler sunmaya çalışacağım.

***

Harun Taşdemir.

13 Ekim 1946 tarihinde Elazığ’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Elazığ’da tamamladı. Diyarbakır Erkek Öğretmen Okulunda 1965 yılında mezun oldu.1965 yılında “UNESCO”nun açtığı resim yarışmasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi resim ödülünü aldı.

1965 mezuniyetinden sonra Konya, Mardin ve Elazığ’da çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra Elazığ Vali Tevfik Gür İlköğretim Okulunda müdürlük yaptı.

1978 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinden mezun oldu.

Öğretmenliği yanında resim, heykel ve rölyef çalışmaları ile Figüratif duvar kompozisyonları, heykel ve mask çalışmaları yaptı.

Bununla da yetinmedi keman ve ud gibi müzik aletleri imalatını yaptı.

Vali Muharrem Göktayoğlu’nun teşvik ve bakanlık oluru ile Resim Öğretmeni olarak görevlendirildi.

Bu görevlendirme onu Rölyef sanatına yönlendirdi.

Bilenler bilir bilmeyenler için Rölyefi şöyle tarif edebiliriz.

Rölyef, Fransızca bir kelimedir.

Yüzeyde çökertme ya da yükseltme şeklinde yapılan sanatsal çalışmalara verilen genel bir isimdir. Kısaca kabartma da denilmektedir.

Kabartma eserler, tarihi yapıların veya insan figürlerinin boyutlandırılarak oluşturulması ile ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde oluşan kabartma eserler anlam ve sanatsal değer kazanmaktadır.

İşte Harun Taşdemir bu sanata gönül vermiş ve bu sanatın zirvesine yerleşmiş Türkiye’nin ilk ve tek Rölyef sanatçısıdır.

1987 yılında Elazığ Valiliği makam çıkışına 74 m² sablaj ışıklandırmalı bakır duvar rölyefi yaptı.

Ancak sanatı ve sanatçıyı takdir edebilme melekemiz olmadığı için bu eser valilik tarafından duvardan iş makinesi ile kazıtılarak parçalar halinde sökülmüştür.

Sanatçımız bu hadiseyi ömrünün en acı hadisesi olarak anımsar.

Bu sanata ve sanatçıya karşı yapılan bir vefasızlıktır.

Bu vefasızlıkta şehrimizin bir özelliğidir gibi gelmektedir bize. Biz içimizde var olan değerlere gereği gibi değer vermeyen bir toplumuz. Harun Taşdemir gibi Türkiye’nin tek rölyef sanatçısı olan bir sanatkâr hangi şehirde hangi yerde olsa onun heykelini dikerler. Ama bizde sanata ve sanatçıya verilen değer işte budur onun o büyük eserini iş makinası ile duvardan kazımaktır.

Yazık diyeceğim ama yazık kelimesi de yeterli değildir.

***

Varsın Harun Taşdemir’in sanatını bizimkiler takdir etmeye dursun ama onun sanatı ülkemizde ve Avrupa’da zirveye çıkmıştır.

TRT kameraları ve kameramanları onun dükkânına gelerek onunla röportaj yapmıştır.

Ankara, İstanbul illerimizin yanında Almanya’nın Franfurt şehri ile Fransa’nın baş şehri Paris’te eserleri sergilenmiş ve devlet erkânı dâhil pek çok sanatçının övgülerine mazhar olmuştur.

Cumhurbaşkanımız cennetmekân Süleyman Demirel’in 66×95 ebadındaki o muhteşem eserini kendisine takdim ederken Sayın Demirel’in de övgülerine mazhar olmuş ve takdir edilmiştir.

Harun Taşdemir’in 100×200 ebadındaki Ulu önderimizin Kocattepe tablosunun ülkemizde bir eşi ve emsali yoktur. Bu tablonun mutlaka görülmesi ve en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

***

Ülkemizde Kara Kuvvetleri Komutanlığında, Ankara Merkez Komutanlığında, Elazığ Kolordu Komutanlığında, Erzincan 3. Ordu Karargâhı makam çıkışına T.O. Birliğinde, pek çok il valiliklerin şeref salonlarında veya girişlerinde üstadın biri birinden muhteşem tabloları duvarları süslerken Başta cennetmekân Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel olmak üzere pek çok liderlerin ve komutanların portrelerini bakır üzerinde ölümsüzleştirmiştir.

Üstadımız cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da yaptığı beş adet portresini hediye etmiştir.

Harun Taşdemir’in yaptığı eserler bunlarla da sınırlı değildir.

Ve onun galerisinde pek çok siyasetçi, idareci, vali ve önemli mevki ve makamlardaki kişilerin el yazıları ile ona duydukları takdir ifadelerini içeren tablolar galerisinde sergilenmektedir.

Harun Taşdemir’in bu atölyesinde onlarca muhteşem eserlerini görmemiz mümkündür. Onun galerisi adeta büyük bir atölye gibidir binlerce alet edevat ve Rölyef sanatında kullanılan özel aletler mevcuttur.

***

Bütün bunları gördükten sonra Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Efendiler, hepiniz milletvekili, bakan, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız” sözünü hatırlamak lazım.

Harun Taşdemir eserlerinde cumhuriyet, ülkemiz, bayrağımızı ve Ata’mızı ön plana çıkarmıştır. Onlarca eserinde onlara yer vermiştir.

***

Harun Taşdemir bir Elazığ sevdalısıdır. Elazığ’ın Harput’un kaybolmakta olan yüzünü onlarca eserinde gözler önüne getirmiştir. Bir başka özelliği ise yaptığı her eserin altına Elazığ ifadesine yazmaktan geri kalmamıştır.

Eserlerinin konusunu gerçek hayatta seçtiği için ayrıca kaybolan kültürümüzü gelecek kuşaklara aktardığı için Kültür Bakanlığınca 10 Ağustos 2008 tarihinde sanatçı statüsüne kabul edilmiştir.

Harun Taşdemir ve onun o muhteşem sanatını elbette ki bir köşe yazısı ile değerlendiremeyiz.

Bir kültür şehri olan Elazığ ve Elazığ’ın değerli yöneticileri bir ara Harun Taşdemir’in yukarıda adresini verdiğimiz sanat galerisine uğrasınlar da elimizde ki bu muhteşem değerin farkına varsınlar.

Umuyor ve diliyordum ki bir gün yolları düşer oraya…

NOT: Keşke imkânımız olsaydı da bu değerli sanatçımızın birkaç değerli eserini resmedip sizlere sunabilseydim.

Saygıyla efendim.

***///***

Devamını Oku

NE VAR NE YOK ELAZIĞ’DA?

NE VAR NE YOK ELAZIĞ’DA?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hasbihâl                                       

İl dışında ve yurt dışında bulunan eş, dost ve arkadaşlarım zaman zaman beni arayıp soruyorlar “Ne var ne yok Elâzığ’da?” diyorlar.

İçi bizi, dışı eli yakan bu soruya cevap vermekte zorlanıyorum.

“Ne desem acaba?” diye düşünüyorum.

Bu şehir benim şehrim.

Doğup büyüdüğüm tozunda toprağında, yağmurunda karında yürüdüğüm, öğrencilik yaptığım, memuriyet yaptığım eş, dost tanıdığım, ağladığım güldüğüm bir şehir.

Kötü yönetiliyor, bizi yönetenler uyuyor desem olmayacak, iyi desem her taraf güllük gülistanlık desem tozpembe bir tablo çizsem o da olmayacak.

En iyisi sükût etmek deyip soruları geçiştiriyorum.

***

Aklıma 24 Ocak depremi geliyor.

Ocak ayının eksi yirmilerinde seyreden o dondurucu soğuk ve insanların başı kesilmiş tavuklar gibi çırpınışları geliyor.

Devletlûlarımızın “Tez elden yaralarınızı saracağız, sizlere binlerce konut yapacağız, evlerinizin yapımı için sizlere yirmi sene vadeli faizsiz kredi vereceğiz, hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız” sözlerini hatırlıyorum.

Ve bu sözlerin üzerinde geçen üç seneye yakın zaman dilimine bakıyorum.

Hey hat ortada hiçbir şey yok. Bütün sözler havada kaldı.

***

Depremin üzerinden üç koca yıla yakın bir zaman geçti.

Devletimiz sağ olsun binlerce ev inşa etti.

Ama şehrin idarecilerinin beceriksizlikleri nedeniyle hiç kimsenin mağduriyeti giderilemedi.

İki kişilik bir aileye 3+1 evler tahsis ederken altı nüfusluk bir aileye 2+1 evleri tahsis etti.

Doğudaki vatandaşlarımızı batıya, batıdaki vatandaşlarımızı doğuya sürgün etti.

Bu taksimi kurt bile yapmazdı kuzulara şah olsaydı ama bizim beceriksizlerimiz bunu başarabildi.

Bizim iş bilir, iş bitirir, çalışkan mı çalışkan, zeki mi zeki, profesyonel mi profesyonel bürokratlarımız ve anlı şanlı vekillerimiz millete böyle bir taksimi reva gördü.

Çünkü ellerinden başka bir şey gelmiyordu, işin kolayına kaçtılar.

***

Belediyemiz Nailbey Mahallesi gibi daracık sokaklara 12 kat ruhsat verirken zemini daha sağlam Bahçelievler, Abdullahpaşa gibi yerlerde yıkılan beş katlı binanın yerine yine beş kat ruhsat vererek onları enkaz altında bıraktı. Çünkü bu ruhsatı verenler şehircilikten, planlamadan, mağduriyetten anlayan kişilerden oluşmuyordu.

Vatandaşın bütün arzu ve isteklerine bizim bürokratlarımız kulak tıkadı.

***

Hala konteylerde ikamet eden vatandaşlarımız var önümüz kış bunların hali ne olacak belli değil.

Hala ağır hasar, orta hasar muamması devam ediyor.

Hala yıkılmayı bekleyen evler var.

Kendilerine ev tahsis edilen vatandaşlarımız hala borçlarının ne kadar olduğunu, bu evlerin kendilerine kaça mal olduğunu bilmiyor.

2+1 konutlardaki tahsislere yapılan itirazlar üzerinden aylar geçti bu itirazlara hala bir cevap verilmedi dilekçeler valilikte ve TOKİ’de bekletiliyor.

Eskisi gibi sobalarla ısınsaydık bu dilekçeler günlerce onları ısıtırdı.

Cevap verme zahmetinde bile bulunmadılar.

Ortada bir yol haritası yok kimin ne yaptığı ne yapacağı belli değil.

“Ben yaptım oldu” zihniyeti hüküm sürüyor.

Yani bu sahipsiz şehirde yöneticilerimiz mışıl mışıl uyuyor. Uyandıklarında da işleri güçleri siyaset.

***

Sahipsiz şehir deyince de bizleri kanı bozuk diye kan tahliline gönderenler oldu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız vekillerinden sahaya inmelerini ve kapı kapı dolaşmalarını istedi.

Yarın kapım çalınsa kapıyı açtığımda karşımda bizi kan tahliline gönderenleri görsem çok misafirperver birisi olmama rağmen kapımı bunlara açmam. Bunları evime buyur etmediğim gibi vatandaşlık hakkımı da helal etmem onlara.

“Hadi başka kapıya” derim.

Çünkü bir depremzede olarak onlardan beklediğim ilgi ve alakayı göremedim.

Her zaman ve her zeminde tozpembe tablolar çizerek bizi aldattılar, bize umut verdiler, bize söz verdiler ama verdikleri hiçbir sözü yerine getirmediler.

***

Depremle ilgili başta Sayın valimiz olmak üzere pek çok makamlara açık mektuplar yazdım. Allah rızası için bir tanesi “Ey vatandaşım derdin nedir? Bu feryadın niyedir? Demedi.

***

Bir ömür canını dişine takıp bir ev sahibi olan ve bu depremde evleri yıkılan vatandaşlarımızdan istenilen astronomik rakamlar karşısında o kadar çaresiz kaldılar ki evlerinin yerini arsa fiyatına satmaya başladılar.

Bunların evleri ile birlikte umutları da yıkıldı.

Çünkü belediye yıkılan evlerin yerine kimi yerlerde 10-12 kat ruhsat verirken kimi yerlere beş kata yine beş kat vererek onların perişan etti.

Hani devlet vatandaşına yıkılan evini yaptırabilmek için yirmi sene geri ödemeli faizsiz kredi verecekti?

Hepsi sözde kaldı.

***

Bizde gerçekleri dillendirdiğimiz için bizi kan tahliline göndermeye kalkıştılar.

Belediyede ruhsat sorunu bir sorunlar yumağına dönüştü.

İmar durumu tam bir Arapsaçı.

Çözebilene aşk olsun.

Vatandaşlarımız diyor ki “Adamın varsa 7-8 katlı ruhsat alır evini bedavaya veya çok az bir parayla yaptırabilirsin adamın yoksa git sürün.”

Bizde sürünüyoruz.

İşte Elazığ’ın pür melali budur.

“Elazığ’da ne var ne yok?” diyenlere, merak edenlere, soranlara duyurulur.

***///***

Devamını Oku

DEVLETİN ON KURUŞLUK RESMİ PULU İLE…

DEVLETİN ON KURUŞLUK RESMİ PULU İLE…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Hasbihâl

Bir kere daha yazmıştım bu konuyu bir kere daha yazayım belki okuyan birileri çıkar, belki bir bay müfettiş “Bana söylüyorlar” diye üzerine alırda bu yazıyı çıkar meydana, yapar gereğini…

***

Devlet malının deniz yemeyenin domuz olmadığı günlerdi o günler.

Henüz “Benim memurum işini bilir” içtihadı çıkmamıştı.

Sanıyorum 1968 veya 1969 yılıydı.

Kadastro mahkemesinde çiçeği burnunda bir memurum. Asaletim bile tasdik edilmemişti.

“Yeni gelen nöbete” misali asli görevimin yanında mutemetliği ve her türlü alım işlerini de bana vermişlerdi.

Meğer o sene teftiş senemiz imiş.

Müfettişler geldi,  Kasa defteri, pul defteri, reddiyat ve tahsilât makbuzlarını istediler götürüp teslim ettim.

Bana “Biz seni çağırırız” dediler.

Bir kaç gün sonra çağırdılar gittim.

Müfettiş Bey “Evladım kasa defterin düzgün artın eksin yok lakin pul defterinde epeyce bir açığın var şu kadar pul eksik. Bu pulları bul ve getir. Pul defterin bizde kalacak” dedi.

Diğer defterleri koltuğuma aldım daireye geldim.

Aklım puldaydı.

O zamanın parasına göre yüz liraya yakın bir resmi posta pulu yoktu.

Resmi posta pulunu memuriyet hizmetinde bulunmuş insanlar bilir.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz.

Sadece resmi zarflara yapıştırılan posta puluydu bunlar.

Bir yere özel bir mektup göndersen o resmi posta pulunu kullanamazsın.

İşte böyle bir özelliğe sahipti bu pullar.

***

Ara ara pullar yok.

Ara sıra pulları bulup bulmadığımı soruyorlar cevap veremiyorum.

Yok, Allah yok.

Pullar yok.

Sayın Müfettiş “Bak evladım… Bu işin şakaya gelir tarafı yok zimmetten seni savcılığa sevk ederim, hakkında disiplin tahkikatı başlatırım” diye tehdit ettiği de çabası…

İşi gücü bıraktım.

Gecemi gündüzüme katıyorum her dosyanın her dolabın her kasanın içerisine bakıyorum yok Allah yok.

Yüz liralık resmi pul yok.

Bütün umutlarımı kesmiş durumdayım.

Bazı arkadaşlar “Arkadaş sen tutuklanırsın” diyorlar ödüm kopuyor.

Allah korusun adımız hırsıza çıkacak.

Daha bir senelikte evliyim.

Hanım bile bir endişe içerisinde.

Derken pullar başka bir defterin içerisinde bulundu da hırsızlıkla suçlanmaktan kurtulduk.

Rahat bir nefes aldık.

***

Neden mi yazdım bunları sevgili okurlarım.

Nereden nereye geldiğimizi anlatabilmek için,

Devlet malının dün nasıl, değerli, bu gün nasıl değersiz olduğunu anlatabilmek için.

Dün devlet mallarında tüyü bitmemiş yetimlerin öksüzlerin hakkı vardı.

Bu gün devlet mallarında soyguncuların, bazı müteahhitlerin ve bazı siyasilerin yolunu bulma hakkı var.

Bal tutan parmağını yalıyor.

Hem de öyle yalıyorlar ki bir ömür boyu yalamalarına rağmen parmaklarındaki ballar tükenmiyor.

Yandaşlar yalıyor, arkadaşlar, eşler, dostlar, akrabalar ve damatlar yalıyor.

Ama on kuruşluk resmi posta pulunu kaybedenlerde kara kara düşünüyor.

***

Görsel medyada izliyor, yazılı medyada okuyoruz.

Bilmem hangi kurumda kaç milyar dolar açık var.

Bilmem hangi belediyenin bütçesinde milyonlarca açık var.

Bilmem hangi bankada, hangi bakanlıkta kaç milyar para kayıp.

Sanki vatandaş cebindeki para cüzdanını düşürmüş gibi.

Nasıl kayıp oluyor bu milyarlar anlamak çok zor.

Bu kurum ve kuruluşların bütçesini, gelir ve giderini takip eden, denetleyen yok mu?

Götüren götürdüğü ile mi kalacak?

Benim kaybettiğim resmi posta pullarını soruşturan müfettişler gibi müfettişlerde neden yok? Neden vatandaşın isimlerinden bile kendilerine çeki düzen verdiği cumhuriyetimizin teminatları cumhuriyet savcılarımız sessiz neden?

Bu dönem olmayan vicdanımızla baş başa kalma dönemidir.

Tam bir “Benim memurum işini bilir” dönemi.

***

Aradan yarım asır geçti.

Devlet dairelerindeki ciddiyet ve sorumluluk kalmadı.

Benim memurum işini bilir içtihadı hüküm sürüyor. Memurlarla birlikte amirler de siyasiler de işini gayet iyi biliyor.

“Devlet malı deniz yemeyen domuz” Atasözü hayatımızda tamamen yer aldı.

Hırsızlık, yolsuzluk, zimmet, irtikâp almış başını gidiyor.

Devletin garajda arabası, depoda silahı, hazinede 128 milyar doları, belediyelerde milyarları kaybolup gidiyor.

Soran yok soruşturan yok.

Merakım odur ki benim on kuruşluk resmi posta pulu için uykularımı kaçıran müfettişler günümüzde neden yok?

Ve neden isimleri geçtiği yerde vatandaşın kendilerine gelmesini sağlayan cumhuriyetimizin teminatları cumhuriyet savcılarımız bu kadar suskun?

Neden yolsuzluk yapanlardan, hırsızlık yapanlardan deveyi amudu ile birlikte götürenlerden hesap sorulmuyor?

Neden götürenler götürdüğü ile çalanlar çaldığı ile kalıyor?

Neden?

***///***

Devamını Oku

NEREDE KALMIŞTIK?

NEREDE KALMIŞTIK?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hasbihâl                                                    

22 Haziran 2021 tarihinden beri köşemden ve siz sevgili okurlarımdan uzak kaldım.

Bu süre zarfında epeyce de rahatsızlıklarım oldu.

Gittiğim her doktor sigaradan ve stresten uzak durmamı önerdi.

Sigaradan uzak durayım da böyle bir şehirde, böyle bir ülkede, böyle bir dünyada stresten uzak kalmak mümkün mü?

Çocuklarımın “Baba yazı yazmayı bırak” önerilerine sıcak baksam da yazı yazmadan duramayacağımı anladım.

Çünkü beni yazı yazmaya zorlayan sebepler çok fazla.

Öyleyse “Vira Bismillah” deyip başlayalım yazılarımıza…

KIŞ KIŞLIĞINI RUM PUŞTLUĞUNU YAPACAK

Geçtiğimiz hafta Güney Kıbrıs Rum kesiminde Rum Eğitim Bakanlığı skandal, skandal olduğu kadar rezil bir genelge yayınladı.

Genelgede…

Rum Eğitim Bakanlığı önce orta eğitim öğretmenlerinden, bir kitaptaki Atatürk ile ilgili bölümün öğrencilere dağıtılmadan yırtılması talimatı içeren genelge gönderdi, ardından kitabı toplatma kararı aldı.

Şaşırdım mı?

Hayır…

Kış kışlığını Rum puştluğunu yapmış oldu.

***

Malum aliniz Rumların karın ağrıları var,

Türk Milletine karşı düşmanlıkları var.

Çünkü dünya liderimiz Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ümüz “Ordular İl Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!…” diye bir emir verdi bu emir üzerine esarete ve tutsaklığa tahammülü olmayan bu yüce milletin kahraman evlatları Rumları İzmir’de denize döktü.

Bu yazıyı kaleme aldığım gün gün 9 Eylül güzel İzmir’imizin kurtuluşu ve doğum günüydü.

İşte Rumların karın ağrısı budur.

***

Peki!..

İçimizdeki Rum artıklarına ne demeli?

Cumhuriyetimizin kurucusu Osmanlının küllerinden bir devlet kuran Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün anıtına balta ile saldıran yobazlara, o anıtın ağzını burnunu karalayan, o anıtın üzerinde nanik yapan o… ne demeli?

Atatürk’ün resmini ve heykelini gördüğünde su görmüş kuduz köpekler gibi saldıranlara ne demeli?

“Keşke Kurtuluş Savaşında Yunanlılar galip gelseydi” diyen meczuplara ne demeli?

30 Ağustos Zafer Bayramını anlatırken Atatürk’e yer vermeyen sözüm ona din adamlarımıza ne demeli?

Atatürk’ün bu ülke için yaptıklarını bilmeyecek kadar cahil, kör ve kara zihniyetli karanlık güçlere ne demeli?

Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyet sayesinde çok önemli makam ve mevkilerde bulunan siyasetçi, akademisyen ve kendini ve özünü anlayamayacak kadar cahil cühela bürokratlara ne demeli?

İşte asıl soru budur.

 

***

Ulu önderimiz bu cumhuriyeti kurduğu zaman cumhuriyetin temelini öylesine kuvvetli bir şekilde attı ki yüz senedir biz içeriden onlar dışarıdan gece gündüz uğraştıkları halde bu temeli sarsamadı.

Allah’ın izniyle de bu temel dünya durdukça sarsılamayacaktır.

İçeresinde yer aldığımız bu Ortadoğu coğrafyasına dönüp de bir bakanız kendi ayakları üzerinde duran ülkemizden başka bir devlet var mı?

Bu devletlerin içerisinde Atatürk gibi bir lider var mı?

Bunu içimizdeki gafiller ile karın ağrıları olan Rumlar anlamasa da bütün dünya anlamış durumda.

Fransızların bir sözünü unutmamak gerekir.

Fransızlar diyor ki!..

“TÜRKLER ATATÜRK’Ü ALLAH’A GERİYE KALAN HER ŞEYLERİNİDE ATATÜRK’E BORÇLUDURLAR”

İşte o kadar biz her şeyimizi Ulu Önderimize, Ulu önderimizi de Allah’a borçluyuz.

Gerisi köpek havlaması.

İt ürür kervan yürür.

***///***

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.